Yeni Ne Var?

gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sürtünerek Cinsel İlişki Nedir? Hamile Kalınır mı ?

Sürtünerek Cinsel İlişki Nedir? Hamile Kalınır mı ?

Sürtünerek ilişki bakire bayanların tercih ettiği bir ilişkidir.Özellikle öğrenci ve genç yaşta çiftler bu yolla cinselliği yaşamaktadırlar.
Sürtünerek ilişide, tam bir cinsel temas olmayıp vajinaya da boşalma olmamaktadır. 
Kimi çiftler çıplak kimileri de üzerlerinde giysi veya çamaşır varken bu tür cinsel yakınlaşma kurmaktadırlar. 
Sürtünerek ilişki yaşayan bayanların hemen hepsi bakire ve genç yaşta olduğu için olası bir hamilelik ihtimalinden de son derece korkmaktadırlar.
Sürtünerek ilişki ile hamile kalma riski yok denecek kadar azdır. 
Vajinaya penis girmemekte ve boşalma da vajina dışına olmaktadır.Çok nadir olarak meninin vajina ağzından içeri girme ihtimali vardır.
Vajinaya meni bulaşma durumu veya  benzeri şüpheli bir durum ve beraberinde de en az 1 hafta beklenen adet tarihinde gecikme var ise, tedbiren de olsa gebelik testi yapılması yararlı olacaktır.

Zevk Suyu Nedir? Zevk Suyu İle Hamile Kalınır mı?

Zevk Suyu Nedir? Zevk Suyu İle Hamile Kalınır mı?

Zevk Suyu cinsel ilişki, sevişme veya ön sevişme sürecinde sperm boşalması yani ejekulasyon öncesi süreçte erkeğin cinsel organından gelen şeffaf sıvıya verilen isimdir.Zevk suyu olarak isimlendirlen bu sıvının tıptaki adı ise prostat sıvısıdır.Prostat sıvısı nadiren de olsa sperm hücresi içerebilir.Bu nedenle az bir olasılık da olsa gebeliğe yol açabilmektedir. 

Geri çekme veya dışarı boşalma yöntemi ile korunanlarda istenmeyen gebeliklerin oluşumasına nadir de olsa yol açabilir. Bu tür bir riske girmek istemeyen çiftler için en doğru ve güvenilir yöntem ise prezervatif bir diğer adıyla da kondom kullanılmasıdır.

Beta HCG Nedir ?  Gebelik Haftasına Göre Beta HCG Değerleri

Beta HCG Nedir ?  Gebelik Haftasına Göre Beta HCG Değerleri

Gebelik şüphesiyle kanda Beta HCG testi yaptıran,ve gebe olup olmadığını merak eden ve tahlil sonucunun yorumlanmasını isteyen kullanıcılarımızın başvuruları arttı. Bu konuda herkesin anlayacağı dilde Beta HCG testi yorumlanmasına dair bir kılavuz hazırladık.
Dilerseniz konunun altına Beta HCG testi ile sorunuzu da yazabilirsiniz. Beta HCG Testi ile ilgili merak ettikleriniz, hangi durumlarda yükselebileceği, gebeliğin haftası ve yumurtlamayı takip eden ilk 20 gün içinde gebelik oluşması halindeki değerleri aşağıdaki yazımızda bulabilirsiniz.
Beta HCG testi, gebelik tayininde kullanılan, güvenilir ve hızlı sonuç veren bir hormon testidir. Gebeliğin olduğu durumlarda, döllenme sonrası 8. günden sonra Beta HCG hormonu kanda hızla yükselmeye başlar. 
Gebelik oluştuğunda yükselmeye başlayan Beta HCG seviyeleri ikiye katlanmaktadır. Ancak gebeliğin ilerlemesiyle birlikte Beta HCG hormonu düzeyindeki bu hızlı yükseliş,hız kesmekte ve yavaşlamaktadır. 
Normal gebeliklerde Beta  HCG değeri gebelik haftası hakkında fikir vermektedir.
Aşağıda son adet tarihinden sonra gebeliğin haftasına göre Beta HCG değerleri hakkında bilgiler verilmiştir.Asla göz ardı edilmemesi gereken bir nokta vardır ki gebeliğin kesin haftasını söylemek için, jinekolojik ultrason ehil ellerce yapıldığında çok daha güvenilirdir.
Beta HCG testi gebelik durumunda bebeğin sağlığını değerlendirmek için de bir kriter değildir.Gebelikte bebeğin kaybedildiği yani bebeğin ölü olduğu durumlarda da annenin plasentasından düşük miktarda da olsa HCG hormonu salgılanmaya devam edebilmektedir.
Bu konuda da ultrason kesin tanı koydurucudur.
Gebelik şüphesi olan bir anne adayında 10 mIU/ml (miliinternasyonel unite/ml) ve üstü Beta HCG saptandığında gebelik ihtimalinden söz edebiliriz.
Gebe olmayan bayanlarda da 10 mIU/ml ye kadar Beta HCG hormonu bulunabilmektedir.Bunun nedeni ise hipofiz bezinde LH üreten hücrelerce, Beta HCG hormonu salınabilmesidir.Bu nedenle gebe olmayan bir kadının kanında da 5-10 IU/mL düzeyine kadar Beta hCG bulunabilmektedir.Bu tür bir Beta HCG sonucu ile karşilaşıldığıında gebelik şüphesine kuşku ile yaklaşılmalıdır.

Beta HCG Testi Normalin Üstü Olan Değerler ve Muhtemel Gebelik Haftalıkları
(Bu değerler bu konuda fikir vermektedir,en doğru gebelik haftası ise jinekolojik ultrason muayenesi ile saptanmaktadır)

Son Adet Tarihi(SAT) esas alınarak tahmini gebelik haftası ve Beta HCG değerleri: 

    Gebelik Haftası                Beta HCG Değeri                               

    3 hafta                                 10 - 50 
    4 hafta                                 5 - 425
    5 hafta                                 20 - 7300 
    6 hafta                                 1,080 - 56,000 
    7 -12 hafta                           7,650 - 290,000 
    13-16 hafta                          13,300 - 250,000
    17-24 hafta                          4,000 - 165,000

Beta HCG sonucu değerlendirmesinde bir diğer kriter ise yumurtlamadan sonra geçen süre gün, en düşük,en yüksek ve ortalama Beta HCG değerleridir.
Gebeliğin ilk tanısında yumurtlamadan sonraki ilk 20 gün içinde,gebelik nedeniyle çıkan Beta HCG Değerleri:

 En Düşük Beta HCG,    En Yüksek Beta HCG,    Ortalama Beta HCG
12.gün:   17                                  119                                48 
13.gün    17                                  147                                59 
14.gün    33                                  223                                95 
15.gün    17                                  429                               132 
16.gün    70                                  758                               292 
17.gün   111                                 514                               303
18.gün   135                                 1690                             464
19.gün   324                                 4310                            1061
20.gün   185                                3279                             1287 

Gebelik Testi Nedir ? Nasıl ve Ne Zaman Yapılmalıdır ?



 Gebelik testi ne zaman ve nasıl yapılmalıdır. 


Hamilelik sonrası 4 günü geçmiş döllenmiş yumurta HCG adı verilen bir hormon salgılar.Bu HCG hormonuna insan koryon gonadotropini adı da verilir. Hamilelik sonrası salgılanmaya başlanan HCG hormonu anne adayının vücuduna yayılır.Önce kanda bulunan HCG daha sonra idrara da geçer.Bu nedenle gebelik testleri kanda yapılabildiği gibi idrardan da yapılabilmektedir.
İdrar örneğinin alınması kan alınmasından daha kolay ve pratik olduğundan evde yapılan gebelik testleri idrardan yapılmaktadır.
Burada önemli olan sabah ilk idrardan yapılan gebelik testinin güvenilirliğinin daha yüksek olduğunun bilinmesidir. İdrar verilerek yapılan gebelik testlerinin temel prensibi HCG hormunu ile HCG antikoru arasında oluşan reaksiyonun tespit edilmesi esasına dayanmaktadır.
Gebelik testi esnasında ilk reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için ikinci bir reaksiyona ihtiyaç vardır. Bu da bir renk değişimi varlığının incelenmesiyle ortaya konur.Evde yapılan ve eczanelerde kolaylıkla bulunabilen idrar gebelik testleri bu şekilde sonuç vermektedir.


Evde gebelik testi yapan anne adayları sabah ilk idrarlarını temiz bir kaba yapmalı ve gebelik testi ile idrarlarını temas ettirdikten sonra, renk değişimini gösteren bir çizginin varlığını tespit ederek gebe olup olmadıklarını anlamaktadırlar. 
Burada unutulmaması gereken bir nokta da ,özellikle gebeliğin ilk günlerinde bazı gebelik testleri negatif sonuç verebilir. Bu gibi durumlarda gebelik belirtileri ve adet görmeme olayı da devam ediyorsa bir Kadın Doğum uzmanına başvurulmalıdır.
Kadın Doğum uzmanı gerekirse kan testi ve ultrason gibi yöntemlerle gebelik yönünden incelemeler yapabilir.Aynı şekilde gebelik testi pozitif ise de ileri tetkik ve inceleme için de bir Kadın Doğum uzmanına başvurulmalıdır.

Gebelik Testi Ne Zaman Yapılmalıdır? 




Evde yapılan gebelik testleri adetin gecikmesinden 1 hafta sonrasında yapılırsa anlamlı sonuçlar verebilir. Özellikle adetin gecikmesinden 7 gün sonrasında evde yapılan gebelik testleri,usulüne uygun yapıldığı takdirde % 90 ve üstü doğru sonuç vermektedir. Gebelik testi, hastanede, laboratuvarda,  klinikte veya doktor nezaretinde de yapılabilir.
Bunun için de ideal olan ortalama 1 haftalık bir adet gecikmesi varlığıdır.
Doktor tarafından genellikle kanda yapılan gebelik testleri istenir.Bu teste ise Beta HCG testi denir. Hızlı ve kesin sonuç verdiğinden, Beta HCG testi oldukça güvenilirdir.
Hamile olmayan bir kadında kandaki Beta HCG seviyesi 0-10 mIU/ml’dir.Beta HCG değerinin 10 mIU/ml’dir dan yüksek olması gebeliği düşündürmektedir.
  

Dış Gebelik ve Gebelik Testleri:


Dış gebelik,döllenmiş yumurtanın fallop tüpünde ya da rahim dışında bir yerde gelişmeye başladığı gebelik durumudur.Dış gebelikte , idrarla yapılan gebelik testleri negatif olabilmesine rağmen kadında tüm gebelik belirtileri görülebilir.Dış gebelikte kanla yapılan gebelik testleri daha hassastır ve gebeliği teşhis edebilir. Dış gebelik potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olduğu için kanda yapılan Beta HCG testleri annenin sağlığı için çok önemlidir. 

Hamilemiyim? Hamilelik Belirtileri Nelerdir ? 



Acaba hamilemiyim? yoksa hamile değilmiyim? hamile olup olmadığımı nasıl anlarım gibi soruların cevaplarını bir takım belirtiler ve uygulanabilir testlerden yola çıkarak öğrenmek mümkün.

Sizlere bu konuda hamileliğe işaret eden bariz bir takım belirtiler ile birlikte kesin cevapları alacağınız testlerden bahsedip hamilemiyim? sorusu konusunda bilgilenmenizi sağlamaya çalışacağız.

Hamilemiyim? Hamilelik Nasıl Anlaşılır ?


Hamilelik Belirtileri



• Beklenen adetin başlamaması (Amenore)
• Görülen adetin niteliklerinin normalden farklı olması (miktarın, adet görme zamanının, beraberinde oluşan belirtilerin, öncesinde oluşan belirtilerin farklı olması)
• Memelerde dolgunluk, hassasiyet, meme ucunda koyulaşma, meme başında karıncalanma hissi
• Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet
• Bulantı ve bazen kusma
• Yorgunluk, uykuya eğilim, baş dönmesi
• Sık idrara çıkma
• Vajina salgılarının artması

Yukarıda yer alan belirtiler hamilemiyim? sorusunda gebeliğin ilk habercisi olarak görülür ancak tek başlarına kesin bir gebeliğin varlığını göstermezler. Hamile olup olmadığınızın kesin tanısı için gebelik testi yapılmalı ve ultrasonda gebelik gözlenmelidir.
Kesin olarak hamile olup olmadığınızın cevabını nasıl alabilirsiniz?


Gebelik testleri


Gebelik rahimde (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren trofoblast hücreleri tarafından HCG (Human chorionic gonadotropin) adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi (HCG salgılayan tümörlerin olduğu çok ender durumlar hariç) vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır.

Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu yani ß-HCG ölçümü yapılır.


İdrar testleri


Kanda ß-HCG belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu ß-HCG’nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. Çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır.

Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar %99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının %50′lerde olabileceğini göstermektedir (Hata genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle var olan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).
Laboratuarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.


Kan testi (beta HCG)


İdrar testleri ß-HCG’nin varlığını ya da yokluğunu saptayabilirken kan testleri ß-HCG’nin kandaki seviyesini saptarlar. Böylece hormon salgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesi bile olmadan kanda ß-HCG seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir, ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.
Ultrasonla gebelik tanısı

Adet gecikmesi bir haftayı geçtiğinde gebelik testi yapılmaksızın vajinal ultrasonla gebelik tanısı konabilir. Abdominal (karından bakılan) ultrasonla ise adet gecikmesi en az 10 gün olmalıdır

TÜP BEBEK KİMLERE YAPILABİLİR?

TÜP BEBEK KİMLERE YAPILABİLİR?


Artık günümüzde düzenli cinsel hayatı olan bir çiftin hiçbir şekilde doğum kontrol yöntemi kullanmaksızın 6 ay birliktelikten sonra çocukları olmazsa bir hekime başvurmalarında yarar vardır diye düşünüyoruz. Çünkü normal çiftin 6 ayda çocuğu olmaktadır. Bunun üzerine bir 6 ay daha beklenirse çocuk sahibi olma şansı daha çok  %5 gibi artmaktadır. Günümüzde yoğun çalışan insanlar, plan ve program yapmayı seven çiftler ve toplumumuzda genelde hakim olan sabırsızlık ve istediğimizi bir an önce elde etme içgüdüsü ile altıncı ayın sonunda pek çok çift bizleri ziyaret eder.
Evli çifterin yaklaşık %15 ile %20 sinin ilk 6 ay içinde çocukları olamamaktadır ki bu da toplumumuzda yaklaşık 1- 1,5 milyon çift demektir.
Kadının yaşı 40'ın üzerinde ise bu 6 aylık bekleme süresini 3 aya indirebiliriz çünkü o yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi olmaları gecikebilir ve yumurtaları hızla yaşlanıp kaybolabilir.

TÜP BEBEK İLAÇLARI NELERDİR ?


Tüp bebek tedavileri esnasında kadınların yumurtaların sayısını arttırmak için özel bazı hormonal iğneler verilir.
Bu iğneler yumurtanın büyümesini sağlar.
Bazen bu ilaçlar çok fazla gelirse yumurtalıklar aşırı uyarılma hastalığı (OHSS) dediğimiz bir hastalık oluşur ve bunlar yumurtalıklarda aşırı büyüme, karında su toplama, karnın şişmesi ve gerginlik oluşur ve hasta bazen yoğun bakıma gidecek kadar ağır şekilde rahatsızlanabilir.
Son yıllardaki iğne teknolojisi sayesinde artık bu hastalıkları çok ender görüyoruz ve bunun oluşma şansı şu an %1‘lerin de altına inmiştir.
Hastalarımız iğne tedavileri esnasında kilo aldıklarını, şiştiklerini, karınlarının büyüdüğünü bir takım sıkıntılar duyduklarını söylerler ki bunların bir kısmı doğrudur ama bir kısmı da işlemin getirdiği sese bağlı ve iğneyle ilgisi olmayan şikâyetlerdir.

TÜP BEBEK İLAÇLARI NELERDİR ?


TÜP BEBEK İLAÇLARI KANSER YAPAR MI?


Bu bize çok sorulan bir sorudur.
Bildiğiniz gibi 1978 yılından beri tüp bebek yapılmaktadır ve şu an dünyada milyonlarca tüp bebek doğmuş bebek mevcuttur.
Bunu da denemiş yine milyonlarca kadın vardır.
Şu ana kadar ki bilgilerimize göre; tüp bebek tedavisi meme kanserini, rahim kanserini arttırmamaktadır, yumurtalık kanserine de etkisi yoktur.
Sadece bazı ağız yolu ile kullanılan ilaçların 12 denemeden daha fazla kullanıldığı durumlarda yumurtalığın ‘sınırda kanser' dediğimiz bir ara hastalığında biraz artış görülmüştür.
Bunun önlenmesi için eğer tüp bebek tedavisi başarısız olmuş bir kişi bu konuda ümidini kesmişse bir sene kadar doğum kontrol hapı verilir ve bu da bu sınırda kanser şansını yok eder.
Kişi gebe kalmışsa zaten gerek meme, gerek yumurtalık, gerek rahim kanseri geçirme şansı azalır çünkü bu kanserler hiç çocuk doğurmamış ve gebe kalmamış kişilerde daha sık rastlanır.
Dolayısıyla tüp bebek tedavileri özellikle başarıya ulaşırsa, kişileri bazı kanserlerin riskini azaltması açısından da faydalıdır.

 İLAÇSIZ TÜP BEBEK


 Bazı hastalarda aşırı uyarılma durumu dolayısıyla ilaçlar ya çok az verilmelidir veya ilaçsız tüp bebek denenebilir.
Özellikle polikistik yumurtalık dediğimiz hastalıklarda bu olay daha sık rastlanacağı için ilaç vermeden yumurtalıktaki mevcut küçük yumurtalar ham şekilde alınabilir, dışarıda olgunlaştırılıp döllendirilerek embriyolar hastaya nakledilebilir.
Buna ilaçsız tüp bebek diyoruz.
Çok özel bazı durumlarda faydalıdır ama genelde başarı şansı daha düşük olduğu için hiçbir zaman ilk tercih olamaz.
Yine bazı hastalarda değişik ilaç tedavilerine rağmen sadece bir veya iki tane yumurta gelişiyorsa ve bu kişiler normal adet görüyorlarsa, doğal adetlerindeki tek yumurtası ile hiç ilaç vermeden bu yumurta toplanıp, onunla da tüp bebek yapılabilir.

TÜP BEBEK NE KADAR ? KAÇ PARADIR ?

TÜP BEBEK NE KADAR ? KAÇ PARADIR ?


Tüp bebek maliyetli bir tedavidir çünkü bu konuda uzman doktorların yetişmesi çok zordur ve uzundur, uzman sayımız nispeten azdır. Aynı şekilde yumurta döllenme ve embriyo üzerine çalışan embriyologlarımızın da sayısı kısıtlıdır ve çok uzun ve zor bir eğitim sonrasında bu noktaya gelebilmişlerdir. Bir tüp bebekte yaklaşık 10 - 12 civarında kişinin uyumlu bir şekilde çalıştığını hatırlatmak isterim. Dolayısıyla baştaki ekip liderleri, doktorlar, embriyologlar, hemşireler, anestezistler, yardımcı personel gibi iş elemanlarının bu konuda katkısı vardır ve dolayısıyla tüp bebek tedavileri maliyetli olmaktadır.
Türkiye'de ortalama tüp bebek maliyetleri 5000- 6000 TL civarındadır. ( Bu fiyata ilaçlar dâhildir ). Değişik zamanlarda bu fiyatlarda indirimler söz konusudur. Özellikle ilaç fiyatlarında düşme oluşmuştur. Tüp bebek merkezi sayısı artmasından dolayı da rekabet sonucu fiyatlar düşme eğilimindedir. Bir süredir yaşadığımız ekonomik zorluklar nedeniyle de tüp bebek yapılan hasta sayısı azalmış ve maliyetler daha da ağır bir hale gelmiştir.


Tekrarlayan Gebelik Kayıpları


Tekrarlayan gebelik kaybı veya tıbbi literatürdeki ismiyle “Habituel abortus” veya eski Türkçe ile “Mükerrer düşükler” ; gebeliğin ilk üç ayında ard arda en az üç kez ortaya çıkan ve kendiliğinden olan düşüklere verilen addır.
Çiftlerin yaklaşık %2' sinde bu sorun vardır. Bu durumun tanı ve tedavisi üremeyle ilgilenen tıp dallarının en güç konularından birini oluşturur.
Düşük (abortus), gebeliğin en sık rastlanan komplikasyonudur. Aslında bazı aylarda kadınlar daha gebe olduklarını bile farkına varmadan, adet kanaması ile "sessiz düşük" yapabilir. Yani her döllenme, sağlıklı gebelikle sonuçlanmaz. Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece gebelik testleriyle anlaşılabilir. Biz buna “kimyasal gebelik” diyoruz.
Tekrarlayan Gebelik Kayıpları


Tekrarlayan Düşük Sebepleri / Düşük Yapmanın Sebebleri


1. Uterus (rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği
2. Endokrin (hormonal) bozukluklar
3. Enfeksiyonlar
4. Kromozomal bozukluklar
5. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi hastalıkları)
6. Çevresel ve diğer faktörler

Her birini ayrı ayrı ele almak gerekirse;

1) Uterus (Rahim) anatomik bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği 


Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Tedavisi genellikle cerrahidir. Üçüncü ayın sonunda rahim ağzına usulüne uygun şekilde dikiş konulabilir (McDonald ve Shirodkar ameliyatları).

Uterusun yapısal bozuklukları ise myomlar, rahim içi yapışıklıklar (adezyonlar), rahim içinde bir bölmenin olması (Uterin septum), çift rahim (Uterus didelfis) ve diğer şekil bozukluklarıdır. Tekrarlayan gebelik kaybı olanlarda bu bozuklukların sıklığı %10-15'tir. Bu bozukluklar; ya damarlanmayı kötü yönde etkileyerek ya da uterus boşluğunun boyutlarını küçültüp değiştirerek, fetusun yerleşeceği bölgeyi uygunsuz hale getirmektedir. Bu anormalliklerin cerrahi olarak düzeltilmesi düşük oranlarını azaltmaktadır.

2) Endokrin (hormonal) bozukluklar


En sıklıkla üç tür bozukluk tekrarlayan gebelik kaybı nedeni olarak akla gelmektedir. Bunlar;

1)Diyabet (şeker hastalığı)

2)Tiroid bezi hastalıkları
3)Bir adet düzeni problemi olan “korpus luteum yetmezliği” dir.
Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır.
Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir.
Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir. Adet düzeni ile ilgili problemlerin nasıl oluyor da düşüğe sebep olabildiğini daha iyi anlamak için normal fizyolojiyi anlatmakta fayda bulunmaktadır. Yumurtlama olup yumurta atıldıktan sonra yumurtalıklarda kalan kalıntısal yapıya “Korpus luteum” veya renginden dolayı “sarı cisimcik” adı verilir. Korpus luteum’un görevi, döllenme sonrası gebeliğin devamını sağlamak amacıyla progesteron hormonunu üretmektir. Progesteron hormonunun görevi ise, yeni oluşan bir gebeliğin vücut tarafından reddedilerek atılmasını engellemektir. Progesteron hormonunun salgılanma süresi, gebeliğin oluşmadığı durumlarda Korpus luteum’un ömrü kadar, yani 14 gün olmasına rağmen gebeliğin oluştuğu durumlarda 3 aya kadar devam ederek daha sonrasında yerini plasentaya devreder.Korpus luteum, gebelik oluşmasına rağmen daha kısa zaman içinde yaşlanır ve görevini plasentaya devredemeden yok olursa bu durumda “Korpus luteum yetmezliği” nden bahsedilir ve gebelik düşükle sonuçlanır. Korpus luteum yetmezliğinin tanısı rahim iç zarından alınan biopsi (Endometrial biyopsi) ile konur. Korpus luteum yetmezliğinin tedavisi ise eksikliğin ortaya çıkmaya başladığı dönemde progesteron hormonun ilaçlarla yerine konmasıdır. Bu tedaviye genellikle gebeliğin ilk üç ayında devam edilir.

3) Enfeksiyonlar

Virüs ve bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir. Listeria monocytogenes, Toksoplasma türleri, Mycoplasma hominis, Ureaplasma urealiticum bu mikroorganizmalardan en sık görülenlerdir. Ne var ki bunların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.

4) Kromozomal bozukluklar

Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5'inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Bu sıklık genel toplumdakinden belirgin bir şekilde yüksektir. Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aşikar hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.Düşük tekrarını öngörmede çiftlerde genetik inceleme yapılması yardımcı olabilmektedir. Edinilen bulgular genetik danışmanlıkta dayanak oluşturmaktır. Düşük materyalinin kromozomal analizi de tedavi yönteminin başarısızlığı araştırılırken yararlı olmaktadır.

5) Otoimmün hastalıklar (Bağışıklık sistemi hastalıkları)

1980'li yıllarda araştırmacılar anti-fosfolipid antikoru denen, vücutta normalden sapma sonucunda oluşan, savunma sisteminin düzenlenmesinde etkili olan fakat tam olarak tanımlanamayan bir faktörün uyarısıyla yapılan oluşumların tekrarlayan düşük nedeni olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu maddeler ile fetus ölümü arasında net ilişkiler saptanmıştır. Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır. Bu tür hastaların bebek sahibi olabilmeleri için steroid tedavisi, düşük doz aspirin tedavisi “antikoagulan (pıhtılaşma engelleyici)” denen heparin adlı bir maddeyle tedavisi gerekebilmektedir.

6) Çevresel ve diğer faktörler

Gebelik kaybı anne yaşıyla artmaktadır. 35 yaş üzeri kadınlarda genç kadınlara oranla normal gebelik ihtimali büyük ölçüde azalır. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda düşük riski %50'ye yaklaşır. Kadınlar bu riskler konusunda eğitilmelidir. Kadınların işe başlamasının düşük riskini artırmadığı İskandinav ülkelerindeki çalışmalarda gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaların çalıştıkları yerde gebeliği riske sokacak kimyasallarla karşılaşmadıklarından emin olmak gereklidir. Sigara ve alkol kullanımı düşük riskini artırmaktadır. Pasif sigara dumanının etkisi hakkında ise net bilgiler yoktur. Psikolojik faktörlerin incelenmesi zor olduğu için tekrarlayan düşük nedeni olup olmadıkları net değildir.
Tekrarlayan Gebelik Kaybı Olan Hastaların İzlemi
Düşük riski, düşük sayısı arttıkça artar. Üst üste 4 düşükten sonra tekrarlama riski %50'ye kadar yükselmektedir. Tekrarlayan gebelik kaybı olan hastayı ele alırken en önemli yaklaşım eğitim ve destektir.
Hastalar çoğunlukla herhangi bir bulgu olmasa da kaybın anne yaşıyla birlikte artacağı konusunda eğitilmeli, erken doğum ve dış gebelik gibi diğer gebelik komplikasyonlarının artmış riski altında olduklarını bilmelidirler. Sağlıklı bir gebeliğin zarar görmesinin zor olduğu ve normalde rahim kramplarının artmasına neden olan cinsel ilişki ve egzersiz gibi aktivitelerin sağlıklı bir gebeliği bozmayacağını söylemek yararlıdır. Genellikle 35 yaş altındaki kadınlarda üç düşükten, daha ileri yaştakilerdeyse iki düşükten sonra laboratuar çalışmaları yapılmalıdır. Bu laboratuar yükünü ve sağlık hizmetlerinin maliyetini belli oranda azaltmak içindir. Bununla birlikte bazen bir çift uzun bir zaman beklemek isterken bir başkası tüm araştırma programının ilk düşükten sonra uygulanmasını isteyebilir. Düşük yapan çiftler tam bir değerlendirme ile başarılı bir tedavi sonrasında gebe kalınca ilk üç ayda yoğun doktor desteğine ihtiyaç duyarlar.
Son yıllarda ortaya atılan “Trombofili” durumunda ise plasentaya giden kan akımı oluşan küçük tıkaçlar sayesinde düşmekte ve rahim içindeki bebek kaybedilmektedir. Bu durumun tespiti sonrası kanda pıhtılaşmayı önleyici bazı ilaçlar ve “metioninden fakir diyet” tavsiye edilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıpları ile karşılaşan aileler, bunun bir kader olmadığına inanmalıdır. Bu inançla ve sabırla doktoru ile işbirliği içinde gerekli önlemler alınmalıdır. Nedene yönelik tedavi sonrası, başarılı gebelik oranlarının çok yüksek olabileceği (%90) unutulmamalıdır. Yine, ultrasonografik olarak 8. gebelik haftasında kalp atımının saptanmasının düşük riski %3-5'elere düşmektedir.
Bütün araştırmalara karşın hastaların %50’sinde hiçbir faktör saptanamamaktadır. Bu hastalarda iki yol izlenebilir: Birincisi üç gebelik kaybından sonra %70 oranında doğuma kadar giden gebelik oluşabileceği göz önünde bulundurularak hastanın yeniden gebe kalmasının teşvik edilmesidir. İkinci yol ise hastanın tüp bebek uygulamasına alınması ve PGD yöntemi ile embriyoların genetiğine bakılarak sadece normal embriyoların rahim içerisine transfer edilmesidir. Ancak burada tartışılan sorunlar normal gebe kalabilen bir hastanın tüp bebek gibi zorlu ve stresli bir işleme tabi tutulması, hastanın gebe kalmasının garanti olmaması, gebe kalsa bile tekrar düşükle sonuçlanabilmesi ve işlemin ekonomik maliyetidir. Yapılan çalışmalarda tekrarlayan düşükleri olan hastalarda PGD uygulandığında devam eden gebelik oranının arttığı görülmüştür.
Hastanın tedavi yöntemine karar verirken unutulmaması gereken en önemli faktörler hastanın yaşı, düşük sayısı ve daha önce doğuma kadar giden gebeliğinin olup olmamasıdır


Kısırlık Sebebleri - Nedenleri Nelerdir ?

Kısırlık Sebebleri - Nedenleri Nelerdir ?

1.Yumurtlama bozuklukları;

Kadınlarda birçok faktör yumurtlamayı bozmaktadır. Bu kadınlarda yumurtlama ya hiç olmaz ya da seyrek olur. Her iki durumda da gebelik şansı azalmıştır. Normalde her ay bir, bazen de iki yumurta gelişir ve gelişimini tamamladıktan sonra çatlar. Buna yumurtlama denir. Yumurta gelişmesine rağmen çatlamazsa gebelik oluşamaz. Bu kadınlarda başlıca bulgu adet düzensizlikleridir. Yumurtlama bozukluğu başlıca dört ana grupta incelenebilir ;
· Birinci grup yumurtalıkları çalıştıran hormonlar eksiktir.

· İkinci grup. Bu gruptaki hastalar yumurtlama zorluğu çeken polikistik over sendromlu hastalardır. Seyrek adet görürler. Kanama süreleri değişkendir. Tüylenmede artış vardır. Ciltleri yağlıdır. Sivilceler artmıştır.
· Üçüncü grup Bu gurup hastaların yumurtaları vaktinden önce yaşlanarak tüketilmiştir. Yumurtalıkta yumurta kalmaz ve erkenden menopoza girerler. Bunlarda gebelik elde etmek son derece zordur.
· Dördüncü grup Süt hormonu denilen prolaktin fazla salgılanır. Bu fazlalık yumurtanın çatlamasını zorlaştırır. Yumurta çatlasa bile spermin yumurtayı döllemesi oldukça güçtür.

2.Tuba ile ilgili faktörler

Tubalar spermin yumurtayı bulabilmesi için rahim ve yumurtalık arasındaki köprülerdir. Sağda ve solda birer tane olmak üzere iki tanedir. Tek tüp kapalı olsa bile başka gebeliği engelleyici faktör yoksa açık olan tek tüpten gebelik oluşabilir. Tüplerin tıkanması geçirilen karın içi enfeksiyonları, karın zarı tüberkülozları, geçirilmiş ameliyatlardan olabilir. Bazen de hiçbir sebep bulunmaz.

3.Rahim içi yapışıklıklar;

Rahim içi gebeliğin yerleşebilmesi için sağlıklı olmalıdır. Buradaki enfeksiyonlar, geçirilmiş cerrahi işlemler yapışıklıklara yol açarak fertiliteyi olumsuz etkilerler. Ayrıca rahim içinden çıkan polip dediğimiz küçük et parçacıkları da infertilite ve düşük sebepleri arasındadır.

4.Rahim ağzı faktörü;

Rahim ağzı spermlere geçirgen olmalıdır. Buradan salınan mukus spermler için yol gösterici iplikciklere sahiptir. Mukustaki kalite bozukluğu bu fonksiyonunu yapmasına engel olur.

5.Endometriozis;

Endometriyozis konusu sitede ayrıntılı olarak işlenmiş olup infertilitenin önemli sebepleri arasındadır.

6. Bağışıklık sistemi ile ilgili nedenler;

Alerjik nedenler de kısırlık sebepleri arasındadır. Bazı kadınların vücut salgılarında bulunan sperm karşıtıantikorlar spermleri öldürebilir veya hareketlerini durdurabilir. Bu durumda sperm sayısı yeterli olsa ve yumurta da gelişmiş olsa bile gebelik oluşamaz. Tedavisi güçtür ancak mümkündür.

7. Nedeni açıklanamayan kısırlık;

Tüm bulgular normaldir. Şu an bilinen hiçbir tıbbi gerekçe ile izah edilemezler. Oranı % 8 kadardır. Tüm testler normaldir. Stres faktörlerin bilinmeyen bir yolla etkili olduğu tahmin edilmektedir. Bu gibi durumlarda tedavi yumurtlamanın uyarılması ve aşılama yapılması ile gebelik elde etmeye yöneliktir.

8. Kadının yaşı;

Kadının en çok gebelik şansının olduğu yaş 24 tür. 35 yaşın üzerinde gebelik elde etmek zorlaşmaktadır. 40 yaşından sonra her şey normal görünse bile gebelik şansı % 10 lara düşmektedir. Sebep yumurtanın döllenebilme kapasitesindeki düşüklüktür.


Yumurtlama Tedavisi


Yumurtlama Tedavisi


YUMURTLAMA TEDAVİSİ (Ovulasyon İndüksiyonu)


Yumurtlama ilaçları ile kadınların yaklaşık % 80'ninde yumurtlama sağlanabilir. Bunların da yaklaşık yarısı doğuma kadar ulaşabilir. Normalde bir kadında her adet döneminde (yani her siklusta) temel olarak hormonların yönettiği karmaşık bir olaylar zinciri yaşanır. Bu zincir aynı zamanda hassas bir zincirdir ve bir çok faktörün bir arada, uyum içinde çalışmasını gerektirir.
"Ovülasyon indüksiyonu (=yumurtlama tedavisi)", verilen ilaçlar ile yumurtlamanın uyarılmasını, yumurtlama sayısının arttırılmasını ve bu şekilde gebe kalma olasılığını yükseltmeyi amaçlayan yöntemleri içerir. Yumurtlamanın olmadığı veya düzensiz olduğu kadınlarda kullanılabildiği gibi infertilite nedeni açıklanamayan hastalarda veya erkeğe ait nedenlerle ortaya çıkan durumlarda da kullanılabilir.


Ovulasyon İndüksiyonu Nasıl Uygulanır?


Yumurtlama tedavileri ya da diğer adıyla ovulasyon indüksiyonunda kullanılan çok sayıda ilaç vardır. Temel amaç önceden problemli olan ovulasyonu sağlamak, ovulasyonu düzenlemek ve sayısal olarak yumurtaların artması ile de gebelik şansını yükseltmektir. Ancak gebelik için sadece yumurta sayısı değil yumurta kalitesi de önemlidir. Ovulasyon indüksiyonunda kullanılan ilaçlar; farklı dozlarda, farklı kombinasyonlarda diğer ilaçlarla birlikte ve değişen sürelerde kullanılır. Olgun yumurtalar elde etmek için birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır. Her hastanın kişisel özelliklerine göre değişik ilaç rejimleri kullanılır. Ancak, çoğu rejimler aşağıda adı geçen ilaç gruplarını içerir.


Yumurtlama Tedavisinde Kullanılan İlaçlar;


1) GnRH Analogları
Günlük veya tek doz yapılan enjeksiyonlar ile burun spreyi şeklinde uygulanan ilaçlardır.
Bu ilaçlar down regulation dediğimiz, hipofiz bezinin doğal olarak FSH ve LH üretimini kısarak, olgunlaşmakta olan folliküllerin erkenden bozulmalarını önlerler.

Yan etkileri arasında lokal cilt reaksiyonları (kızarıklık v.b.), baş ağrısı, sıcak basmaları ve ruh hali değişiklikleri sayılabilir. Tüm yan etkiler ilaç kesildikten bir süre sonra düzelir. Eğer bu ilaçları kullanırken adetiniz iki haftadan daha fazla gecikirse gebelik testi yaptırmanız gereklidir.
2) Menotropinler:
FSH ve LH hormonlarını beraber içerek günlük enjeksiyonlarla follikül gelişimini uyaran ilaçlardır. Avantajı follitropinlere göre daha ucuz olmasıdır.
3) Follitropinler:
 İçlerinde yalnızca FSH bulundurup çok ileri teknolojiler kullanılarak (DNA rekombinasyonu ile) üretilirler. Laboratuar ortamında doku kültürlerinde oluşturulurlar. Menotropinlere göre daha yeni ilaçlardır. Follitropinlerin her ampulerindeki ilaç dozları standarttır ve kısa iğnelerle cilt altı (subkutan), uzun iğnelerle kas içine (intramusküler) enjeksiyonla kullanılabilirler. Son derece etkili tedavi sağlamalarına rağmen dezavantajları pahalı olmalarıdır. Recombinant saf (pür) LH içeren cilt altına iğne yapma şeklinde uygulanan ve yumurtalık gelişimini sağlayan diğer bir follitropin grubuda mevcuttur.
4) hCG hormonu: 
Yumurtaları çatlatma amacıyla yumurta toplama işleminden 34-36 saat önce uygulanır. Bu hormonun etkisi büyümüş folliküller içerisindeki yumurtaları olgulaştırarak döllenmeye hazır hale getirmek ve aynı zamanda progesteron salgılanmasını başlatmaktır.
5) Doğal progesteronlar:
Yumurta toplanmasından sonra uygulanırlar. Alternatif olarak, günlük progesteron enjeksiyonları da kullanılabilir. Doğal progesteronların hepsinin amacı endometrium denen rahmin iç duvarını embriyoların yuvalanmasına hazırlamaktır. Bazen ek olarak hormonal destek olarak hCG enjeksiyonları da kullanılabilir. Görülebilen yan etkileri; göğüslerde hassasiyet, baş ağrısı, bulantı, sıvı tutulması, halsizlik, ruh halinde değişiklik, depresyon, vajinal kullanımda ise bunlara ek olarak vajinal kaşıntı ve irritasyondur. Eğer daha önceden damarda kan pıhtılaşması, emboli ya da tromboflebit yaşadıysanız doktorunuza bu konuyu tekrar hatırlatınız.
6) GnRH antagonistleri: 
Günümüzde GnRH analoglarının yerine kullanılmak üzere geliştirilen ilaçlardır. Ovulasyon indüksiyonu, kullanılan tedavi protokolüne göre değişebilen bazı takipleri gerektirir. Belirli adet günlerinde laboratuar tetkikleri ve düzenli follikül takibi (follikülometri) yapılır. Çünkü her kişinin ovulasyon indüksiyonuna verdiği yumurtlama yanıtı farklıdır. Bazen bir tedavi protokolü başlanır. Yumurtlama cevabı yeterince alınamaz. Bu durumda ilaç protokolü değiştirilerek tedaviye devam edilebilir. Bu nedenle tedavi protokolü, ilaç dozları ve kullanılacak yardımcı üreme tekniği kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazen aşırı cevap alınabilir ki bu duruma “Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS)" denir. OHSS’de durumun şiddetine göre tedavi gerektirebilen istenmeyen bir durumdur.

Rahimin Doğumsal Anomalileri


Rahimin Doğumsal Anomalileri


Embriyonik dönemde serviks (rahim ağzı) ve uterus (rahim) sağlı sollu yerleşmiş "müller kanallarının" orta hatta birleşmesinden ve kaynaşmasından meydana gelir. İlk birleşmede iç duvarlar orta hatta ince bir bölme oluşturur. Kaynaşma ilerledikçe bu bölme serviksten uterusa doğru (aşağıdan yukarı) incelerek kaybolur. Rahimdeki anomalilerin bir kısmı bu birleşmenin hiç olmaması ya da birleşme ve kaynaşmanın yetersiz olmasından kaynaklanan doğumsal anatomik bozukluklardır.
Anomali olarak çift rahim, çift serviks ya da çift vajina görülebilir.
Daha nadir olarak, rahmin, vajinanın gelişmemesi (vajinal agenezi) söz konusu olabilir.
Rahim içinde veya vajinada bölmeler (perdeler) de görülebilir (ör; uterus didelfis, uterin septum, vajinal septum gibi). Bu bölme veya perdeler tam veya kısmi olabileceği gibi enine veya boyuna da olabilir.
Rahimin çift boynuzlu görünümü (uterus bikornis), tek boynuzlu şekli (uterus unikornis), rudimenter( gelişmemiş) boynuz görülebilir.

Bazı uterus (rahim) anormallikleri hafif ise hiç belirti vermeyebilir. Bazı durumlarda ise gebelik oluşumuna engel teşkil edecek düzeyde anomali şiddetli olabilir.


Uterin anomaliler nelere sebep olabilir?


Hamile kalamama (kısırlık, infertilite)
Hamile kalıpta düşük yapma (abortus)
Tekrarlayan gebelik kayıpları
Erken doğum
Amniyon suyunun erken gelmesi (EMR,erken membran rüptürü)
Bebeğin doğumda baş ile değilde makad veya yan olarak gelmesi (prezentasyon anomalileri)Intrauterin exitus (bebeğin rahim içinde ölümü) gibi pek çok komplikasyonlara neden olabilir.
Tekrarlayan erken gebelik kayıpları da uterus anomalilerin bulgusudur.

Ancak doğuştan rahmin bu tür anatomik problemleri olsa dahi rahim içi hacmi bebeğin normal gelişimi için yeterli olan kadınlarda doğuma kadar hiç bir problem çıkmayabilir.
Vajinanın hiç olmadığı durumlarda tedavi bölgedeki dokularda bir kanal açılarak bir vajina yapılmasıdır.
Doğurganlığın etkilendiği durumlarda metroplasti (uterusun şeklinin ameliyatla düzeltilmesi) operasyonu gerekir. Septum (bölme) varlığında, histeroskopi ile rezeksiyonu (çıkartılması) en etkili tedavidir.

JİNEKOLOG KİMDİR ? JİNEKOLOG HANGİ ALANDA HİZMET VERİR ? 


JİNEKOLOG KİMDİR ? JİNEKOLOG HANGİ ALANDA HİZMET VERİR ?



JİNEKOLOG DOKTOR  / KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI 

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları gebelik, doğum, infertilite (kısırlık), menopoz, ultrasonografi ve kadın hastalıkları ile ilgili ameliyatlar konusunda ihtisas yapmış uzmanlaşmış doktorlardır. Sıklıkla halk arasında"kadın doğum uzmanı" veya "kadın doğumcu" şeklinde söylense de doğrusu 'kadın hastalıkları ve doğum uzmanı'dır. Jinekolog veya jinekolog doktor aynı anlama gelir. Eski yıllardanisaiye uzmanı şeklinde adlandırılırdı..

Operatör doktor ifadesi ise cerrahi branşlardaki yani ameliyat yapılan branşlardaki doktorları tanımlamak için kullanılır. Kadın hastalıkları ve doğum branşı da ameliyatları olan bir branş olduğu için operatör veya operatör doktor (kısaca Op. Dr.) tanımı ismin başına eklenir. Bazen hastalarımızdan operatör müsünüz şeklinde sorular gelebilmektedir. Bütün kadın doğum uzmanları operatör doktordur. Ameliyat yapılan bütün branşlardaki doktorlar operatör doktordur (Bütün kulak burun boğaz uzmanları, bütün göz hastalıkları uzmanları gibi...) Ameliyat yapılmayan branşlardaki (dahiliye, dermatoloji, nöroloji, kardiyoloji gibi..) doktorlar için operatör doktor tanımı kullanılmaz, uzman doktor tanımı kullanılır.

Kadın hatsalıkları ve doğum uzmanı olmak için ülkeler arasında ufak tefek farklar olmakla beraber genel olarak lise eğitiminden sonra tıp fakültesi (6-7 yıl) daha sonrasında da uzmanlık eğitimi yani ihtisas (5 yıl) gerekir. Daha önce ülkemizde 4 yıl olan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık eğitimi geçtiğimiz yıllarda 5 yıla uzatımıştır. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık eğitimi sırasında gebelik, normal doğum, sezaryen, infertilite (kısırlık), tüp bebek, doğum kontrol yöntemleri, jinekoloji (kadın hastalıkları), onkoloji (kadın hastalıkları ile ilgili kanserler), ultrasonografi, menopoz, küretaj, ameliyatlar, laparoskopi, histeroskopi ve başka farklı konularda geniş bir eğitim alınır. Ülkemizde kadın hastalıkları ve doğum eğitimi sırasında meme hastalıkları ve ameliyatları öğretilmez, ülkemizde meme hastalıkları ve ameliyatları ile genel cerrahi uzmanları ilgilenir. Bazı ülkelerde kadın hastalıkları ve doğum uzmanları da meme hastalıkları ile ilgilenir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık  eğitimi konusunda eğitim verilen konular belli bir seviyede verilir bunun dışında bazı konularda özel eğitim alan ve uzmanlaşmış doktorlar vardır. Örneğin kadın hastalıkları ve doğum ihtisası sırasında alınan eğitim    tüp bebek veya onkoloji (kanser ameliyatları) konusunda doktorun uzman olmasını sağlamaz. Bu konularda uzmanlık eğitiminden sonra ayrıca eğitim almak gerekmektedir. Her kadın hastalıkaları ve doğum uzmanı bütün konularla ilgilenmeyebilir, bazıları kısırlık ve tüp bebek konusunda ekstra eğitimler alarak bu konuda çalışırlar, bazıları sadece kanser ameliyatları konusunda çalışırlar, bazıları sadece estetik ameliyatlar, veya vajinismus ile ilgilenirler. Bu nedenle bazı hastalıklarda konu ile özel olarak ilgilenen doktorların müdahalesi gerekebilmektedir.

Genel olarak kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının ilgilendikleri hastalıklar:
- Gebeliğe hazırlık ve gebelik takibi
- Normal doğum ve sezaryen
- Rahim hastalıkları (myom v.b)
- Yumurtalık hastalıkları (Over kisti v.b)
- Rahim ağzı hastalıkları (Smear testi, yara yakma, dondurma v.b)
- Küretaj
- Adet düzensizlikleri
- Vajinit (akıntı v.b)
- Gebelik ve diğer hastalıklarla ilgili ultrasonografi
- Doğum kontrol yöntemleri (Spiral takılması v.b)
- Kısırlık tedavisi (Aşılama, tüp bebek v.b)
- Dış gebelik
- Organ sarkmaları, idrar kaçırma
- Genital organların estetik ameliyatları

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları diğer doktorlar gibi devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, özel hastanelerde veya muayenehanelerinde hizmet verirler.

"Obstetrik ve jinekoloji" kadın hastalıkları ve doğum anlamına gelir. Obstetrik doğumla ilgili alanı tanımlar, jinekoloji ise gebelik ve doğum dışında kalan kadın hastalıklarını tanımlar.

Lototomi Nedir ve Litotomi Pozisyonu Nedir ?


Lototomi Nedir ve Litotomi Pozisyonu Nedir ?


Litotomi Nedir ? 

 (lithotomy) kelimesi "taş kesmek" veya "taş kırmak" anlamına gelir.(Yunancada lithos: taş , tomos: kesmek) Peki neden jinekolojik muayene veya normal doğumda kullanılan bu pozisyona bu isim verilmiştir? Çünkü bu pozisyon ilk olarak yıllar önce üroloji uzmanlarının idrar torbasındaki taşları kırma ameliyatında kullandıkları pozisyondur, daha sonra doğum ve diğer işlemlerde de kullanılmaya başlanmıştır. Hala günümüzde bu pozisyon gerçek anlamı olan taş kırma ameliyatlarında üroloji uzmanları tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır.

LİTOTOMİ POZİSYONU (JİNEKOLOJİK MUAYENE VE DOĞUM POZİSYONU)


Litotomi pozisyonu kadınların jinekolojik muayene sırasında muayene masasında bacaklarını yanlara koyarak aldıkları pozisyondur. Pozisyonda hasta sırt üstü hafif eğik şekilde yatar ve bacaklarını yanlardaki bölümlere koyar, yandaki resimde izlendiği gibi. Pozisyon sırasında bacaklar dizlerden kırık olacak şekilde serbest bırakılır, dizlerden itibaren düz olacak şekilde uzatılmaz.  Aynı masa ve aynı pozisyon normal doğum için de en sık kullanılan pozisyondur. Bu pozisyon ayrıca bazı jinekolojik ameliyatlarda ve makattan yapılan bazı ameliyatlarda (kadında ve erkekte) kullanılır. Sezaryen ameliyatında bu pozisyon kullanılmaz, hasta ameliyat masasında düz bir şekilde yatar.