Yeni Ne Var?

kısırlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısırlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


TÜP BEBEKTE PSİKOLOJİ

Çocuk sahibi olamayan çiftler ciddi ruhi sıkıntılar yaşamaktadır. Kişiler kendini toplumdan soyutlanmış hissetmekte, çevre, aile ve arkadaş baskısından bunalabilmektedirler. Televizyondaki çocuk reklâmlarına veya komşusunun çocuğunun doğmasına bile büyük bir üzüntü ve stresle yaklaşan çiftler vardır. Yine çocuk sahibi olamama çiftler arasında tartışmalara, kırgınlıklara, kavgalara yol açabilir. Cinsel hayat çok mekanik bir hale gelerek azalabilir. Çiftler birbirlerinden cinsel olarak da soğuyabilirler. Yetersizlik hissi, başarısızlık hissi, tatminsizlik ileri derecede rastlanabilir, depresyon ve sıkıntı halleri artar. Dolayısıyla her tüp bebek merkezinde bir psikolojik danışman bulunmalıdır ve bu tarz çiftler oradan psikolojik danışma alarak tüp bebek sürecine kendilerini daha rahat hazırlamalıdırlar ve başarısızlık durumunda da bunu dünyanın sonu gibi görmeyip tekrar yola devam edebilmelidirler.




BEBEK SAHİBİ OLMAK İÇİN ALTERNATİF TIPTAN FAYDALANILIR MI ?



Soğan suyundan akupunktura, vitamin tedavilerinden bitkisel tedavilere kadar bir sürü tıp dışı tedavi örneklerini her gün okuyoruz, duyuyoruz. Şu bilinmelidir ki bütün bu tedavi yöntemlerinin amacı kişinin moralini düzeltmek, başarılı olacağı inancını pekiştirmekten ibarettir. Bunun dışında bilimsel olarak ispatlanmış bir faydaları yoktur ve hatta bu yüzden tüp bebek tedavilerinin geciktirilmesi kişilere daha zararlı olacaktır. Lütfen tüm okuyucularımız doktorlarıyla konuşarak pozitif bilimin nimetlerinden faydalanmalı ve tıp dışı tedavilere çok rağbet etmemelidirler.


BİR HASTA TÜP BEBEK YAPTIRMAYA KARAR VERİRSE HANGİ MERKEZE GİTMELİDİR VE MERKEZİ NASIL SEÇMELİDİR ?



 En zor sorulardan bir tanesidir. Çift belki de hiç beklemediği bir şekilde başına gelen tüp bebek tedavisinden dolayı zaten üzüntülü ve hatta şoktadır. Merkez seçimi konusunda çok fazla yoğunlaşamayabilir. Çevreden duyduğu, kendi arkadaşının gittiği bazı merkezlere rahatlıkla gitmek isterler. Ben çiftlere gidecekleri merkezin başarı oranlarını incelemelerini o merkezin kaç yıldır bunu yaptığını görmelerini, ekibin ve ekibin başındaki liderin bu konudaki tanınılırlığı ve özellikle oraya gelen hastaların memnuniyeti ve başarıları gibi öğelere dikkat etmelerini öneririm. Türkiye' de şu anda 107 tane tüp bebek merkezi mevcuttur ve Avrupa standartlarında tedavi verip de o standartta gebelik elde eden az sayıdaki merkeze seçici olarak başvurmalarını tavsiye ederim. Çünkü tüp bebekte başarısızlık çok yıkıcı olabilmektedir, hem madden hem manen çiftler çok yıpranabilmektedir.


Tüp Bebek Hakkında Tüm Bilmeniz Gerekenler

Tüp Bebek Hakkında Tüm Bilmeniz Gerekenler


1-     Bebek sahibi olmak isteyen çiftler ne yapmalı ?


Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin niyetlenmeden önce bir kadın-doğum uzmanına başvurmaları gerekmektedir. Bu muayenede gebe kalmanın en uygun olduğu günler saptanır. Gebelik öncesi bebek ve anneyi ilgilendiren bir takım tahliller yapılır. Bu tahliller sonrasında, değişik hastalıklara karşı aşılar gerekebilir. Bazı hastalıklar bulunup, bununla ilgili ilk tedaviler yapılabilir. Örneğin şeker hastalığı gibi.
Bundan sonra bizler bu çiftlere altı aylık bir zaman vermekte ve bu süre içinde kendi kendilerine gebe kalamamaları durumunda da bize başvurmalarını istemekteyiz. Bize başvurduklarında ilk olarak sperm sayımı yapılır ve anne adayının hormonal durumuna bakılır. Sonra kendisine yumurtlama takibi yapılarak yumurtlayıp yumurtlamadığı anlaşılır. Bunun sonunda yumurtlama varsa da yoksa da yumurtlamayı arttırıcı ilaçlarla 3 ile 6 aya kadarlık bir tedaviye alınır.
Bunların sonunda gebelik oluşmazsa rahim röntgeni çekilir ve kanallar açıksa aşılama tedavilerine geçilebilir. Bu da olmazsa çift tüp bebeğe kadar gidebilir.

 2- Günümüzde tüp bebek için uygulanan sistem nedir ?


Çiftler karı-koca olarak bize başvururlar. Resmi nikâh gereklidir. Özel Jinemed Tüp Bebek Merkezimizde yeniden erkeğin sperm testi yapılır. Çünkü bizler dışarıda yapılan sperm sayımlarından çok daha farklı sonuçlar elde edebilmekteyiz. Kadının rahim röntgeni yoksa çekilir, hormonlarına bakılarak menopozal bir durumun olmadığı anlaşıldıktan sonra da tedaviye geçilir.
Tedavide uzun protokol ve kısa protokol denilen yöntemler vardır. Değişik ilaçlarla kadının yumurtalıkları uyarılır ve birden çok yumurta üretilmesi sağlanır.

 3-Tüp Hangi aşamalar var ?


Gelen çiftlerin önce bir inceleme ve değerlendirme aşaması vardır. Burada belirttiğimiz gibi sperm sayımı, kadının rahimi durumu, yoksa kanallarının durumu röntgenle anlaşılır, hormonal durumuna bakılır, değişik alerji testleri, pıhtılaşma testleri yapılarak gebe kalıp kalmayacağı konusunda bilgi elde edilebilir.
Bundan sonra tedavi aşamasına geçmekteyiz. Bu aşamada anne adayı yaklaşık bir ay kadar değişik iğnelerle uyarılarak ve yumurtalıkları ultrasonla takip edilerek yumurta gelişimi sağlanır. Yumurtalar belli bir gelişmeye ulaştıkları zaman da onu olgunlaştıran ve çatlatan bir iğne yapılır ve 36 saat sonra anestezi altında yumurtalar toplanır.
Toplanan yumurtalar 5-6 saat içinde spermlerle biraraya getirilir veya sperm tek tek her bir yumurtanın içine enjekte edilir (mikroenjeksiyon).
Bu enjekte edilen yumurtalar inkübatör denilen fırınlarda 37º’de bekletilir ve genellikle üç gün içinde bu döllenmiş yumurtalar 8 hücreye kadar bölünür ve bu 8 hücreye bölünmüş embryolar anne rahmine embryo transferi denilen bir işlemle anestizisiz olarak ince bir plastik kanül yardımıyla enjekte edilir. Bundan 13 gün sonra gebelik testi bakılır. Gebe kalan anneler gebeliğin ilk üç ayına kadar yakın kontrolde tutularak çocuğun düşmesi engellenmeye çalışılır. Bunun için bir takım iğneler ve haplar verilir.

 4- Bir çift ne kadar süre sonra doktorun yolunu tutmalı ?


Bir karı-koca evlenip korunmaksızın ilişkide bulundukları zaman genellikle 6 ay içinde %80-85 oranında gebe kalırlar 6 ayı geçen çiftlerin doktora başvurmaları uygundur. Burada en büyük sorun anne yaşıdır. 40 yaşından sonra annelerin gebe kalma şansı ciddi olarak azalmaktadır. Onun için bu yaş civarındaki kadınlara doğal yöntemlerle gebelik denemesini bazen 3 ayla sınırla tutmaktayız.

5- Başarısız olunursa spesifik uygulamalar yapılıyor mu?


Mikroenjeksiyon-tüp bebek yöntemi günümüzde çok ilerlemiştir. Örneğin embryo transferi öncesi embryoların zar kalınlıkları ölçülür ve kalın olanlara lazerle inceltme işlemi yapılabilir. Buna yardımcı yuvalama diyoruz. Yine müteakip defalar denenmesine rağmen gebe kalamayan anne adaylarında yapay rahim dediğimiz işlemi uyguluyoruz. Yani annenin rahim zarından örnek alınıp, dışarıda kültürle çoğaltıldıktan sonra embryolar onunla birlikte rahime verilerek daha uyumlu şartlarda embryonun tutması sağlanmaktadır. Buna ek olarak beşinci güne kadar bekleterek blastosist transferi yapılmaktadır ki bunda da en güçlü embryolar seçilebilmektedir.
Embryolar anneye verilmeden önce yani 8 hücre safhasındayken bir tek hücre alınıp onun  da kromozomuna bakılarak kromozom bozukluğu olmadığı anlaşılanlar anneye geri verilebilir. Buna PGD işlemi diyoruz ki özellikle 40 yaş üzeri anne adaylarında veya değişik denemelere rağmen gebe kalamamış tüp bebek hastalarında faydalı bir yöntemdir.
Bazı anne adayları tüp bebek esnasında kullanılan ilaçlara şiddetli tepkiler vermekte, yumurtalıkları büyümekte, karında su toplanmaktadır. Ciddi sağlık sorunları yaratabilen bu duruma aşırı uyarılma (hiperstümulasyon) diyoruz.
Özel Jinemed Tüp Bebek Merkezimizde kişilere ilaçsız tüp bebek diye adlandırdığımız IVM (invitromaturasyon) uyguluyoruz. Bu uygulamada yumurtalıklardaki yumurtalar ilaçsız olarak toplanır ve dışarıdaki bir ortamda olgunlaştırılır, spermle enjekte edilir ve oluşan embryolar anneye verilir. Türkiye’deki bu konudaki ilk başarı ve ilk doğumu Jinemed olarak biz bundan 5 yıl önce gerçekleştirdik ve bu sistem giderek taraftar toplamaktadır.

6- Tüp bebek uygulamasında kadının mı yoksa erkeğin mi işi daha zor 


Maalesef pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da kadının işi daha zordur. Çünkü erkek her seferinde milyonlarca sperm üretebilmekte ama kadının yumurta üretimi ayda birle sınırlı kalmaktadır. Bunun için şans artsın diye kadının yumurta sayısını arttırıcı işlemler uyguluyoruz. Yani kadın bir ay kadar değişik iğneler vurulmakta, sık sık kontrole gelmekte, iğnelerin etkisiyle bazen rahatsız olmaktadır. İşlemler kadına uygulandığı için anesteziyi o almakta, embryo transferi ona yapılmakta ve transferden sonra gebelik testine kadar ki sürede yine kalçadan çocuk düşmesin diye değişik iğneler yapılmaktadır.

7-      Tüp bebek uygulamasında nelere dikkat edilmeli ?


Tüp bebek herkese uygulanmamalıdır. Son yıllarda çok merkez açıldığı için tüp bebek gereken çiftlere değil gerekmeyen çiftlere de uygulanmaktadır. Hastaların seçtikleri ekibin tecrübesini, başarı oranlarını, hekimlerin yetiştiği yerleri incelemeleri gereklidir. Tüp bebek bir ekip işidir ve mutlaka bir ekibin bu işi yaptığından emin olunmalıdır. Merkezin görüntüsü, temizliği, hastalara olan ilgisi, yakınlığı da önemlidir. Bu merkezlerde mutlaka psikolojik destek için psikolog bulundurmalı, erkek hastalar için deneyimli bir ürolog mevcut olmalıdır.
Tüp bebek pahalı bir işlemdir ve onun için ne kadara mal olacağı hekim  ve hemşireler detaylı olarak konuşmalıdır. Son zamanlarda değişik devlet kurumları da tüp bebeğe katkıda bulunmaya başlamışlardır.

TÜP BEBEK HAKKINDA TÜM MERAK ETTİKLERİNİZ


TÜP BEBEK HAKKINDA TÜM MERAK ETTİKLERİNİZ

Annenin yumurtalığında her ay üreyen tek bir yumurtanın yerine ona birtakım ilaçlar vererek bir sürü yumurta üretilir.
Tabiatta normal olarak çatlayıp yumurtalığı terk eden yumurta yerine yine anneye bir yumurtlatıcı ( yumurta çatlatıcı ) ilaç verilir.
Bu ilaçtan sonra yumurtaların çatlayıp ta karın boşluğuna veya yumurtalık kanalına gidip kaybolmasına engel olmak için 35 saat sonra  ( ki yumurta yaklaşık 38 saatten sonra yumurtlayıp kaybolmaktadır ) ameliyathanede hafif bir anestezi altında vajinal yoldan ultrason eşliğindeki bir iğneyle yumurtalığa girilir.
Yumurta etrafındaki su dolu keseciğiyle birlikte ( folikül ) emilir.
Emilen sıvı embriyoluğa verilir o da mikroskop altında bu sıvının içinde yumurtanın kendisini arar ve bulur. 
Bu şekilde bütün yumurtalar toplandıktan sonra anneye rahim zarını biraz kalınlaştırıcı ve gebeliği hazırlayıcı ilaç veya iğnelere başlanır.
Yumurta toplandıktan 1- 2 saat sonra daha önce alınmış ve seçilmiş spermlerle bir araya getirilerek spermin bu yumurtayı döllemesi beklenir ( Buna, IVF tüp bebek diyoruz).
Ne var ki IVF yönteminde spermin yumurtayı döllenmesi beklenir ve bazen bu hiçbir şekilde gerçekleşmez.
Örneğin sperm çok zayıftır, dölleme yeteneğinden uzaktır, şekil bozukluğu vardır vs.
Dolayısıyla 1995 yılında mikroenjeksiyon denilen bir yöntem ortaya çıkmıştır.
Bu yöntemde tek bir sperm alınıp bir iğne yardımı ile yumurtanın zarı delinerek aynen doğada olduğu gibi spermi yumurtanın çekirdeğinin yanına bırakıyoruz ve bir yerde döllenmeyi zorla yapıyoruz.
Artık günümüzde en çok kullanılan yöntem budur ve bizde Jinemed'de sadece mikroenjeksiyon yapıyoruz.
Mikroenjeksiyonlu gebelik şansı tüp bebekten genelde daha yüksektir. Bu şekilde yumurtanın içine sperm sokulduktan sonra bu yumurtalar insan vücuduna benzer ortam içeren inkübator denilen cihazlarda ( kuluçka makinesi de denilebilir! ) bekletilir.
24 saat sonra bu döllenen yumurtanın ikiye bölündüğü 2 gün sonra dörde bölündüğü 3 gün sonra ise sekize bölündüğü izlenir.
Üçüncü günde sekize bölünmüş embriyolardan 2 veya 3 tanesi seçilerek ince bir tüp yardımı ile annenin rahmine yerleştirilir.
Yani tabiatta yumurtalık kanalında olan dölleme işlemi aynen dışarıda gerçekleştirilir ve yumurtalık kanalının rahme doğru ilerlettiği ilk döllenmiş yumurta (zigot) dışarı da üretilerek rahme direk bizim tarafımızdan yerleştirilir.
Rahim içine yerleştirilen her embriyo tutunamaz dolayısı ile tüp bebekte her kadın her denemede gebe kalamaz.
Bu tabiatın insanlara verdiği bir kısıtlamadır ve bir yerde insan neslinin gebe kalma yeteneğinin hayvanlardan daha az olması bundandır.

TÜP BEBEK KİMLERE YAPILABİLİR?

TÜP BEBEK KİMLERE YAPILABİLİR?


Artık günümüzde düzenli cinsel hayatı olan bir çiftin hiçbir şekilde doğum kontrol yöntemi kullanmaksızın 6 ay birliktelikten sonra çocukları olmazsa bir hekime başvurmalarında yarar vardır diye düşünüyoruz. Çünkü normal çiftin 6 ayda çocuğu olmaktadır. Bunun üzerine bir 6 ay daha beklenirse çocuk sahibi olma şansı daha çok  %5 gibi artmaktadır. Günümüzde yoğun çalışan insanlar, plan ve program yapmayı seven çiftler ve toplumumuzda genelde hakim olan sabırsızlık ve istediğimizi bir an önce elde etme içgüdüsü ile altıncı ayın sonunda pek çok çift bizleri ziyaret eder.
Evli çifterin yaklaşık %15 ile %20 sinin ilk 6 ay içinde çocukları olamamaktadır ki bu da toplumumuzda yaklaşık 1- 1,5 milyon çift demektir.
Kadının yaşı 40'ın üzerinde ise bu 6 aylık bekleme süresini 3 aya indirebiliriz çünkü o yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi olmaları gecikebilir ve yumurtaları hızla yaşlanıp kaybolabilir.

TÜP BEBEK İLAÇLARI NELERDİR ?


Tüp bebek tedavileri esnasında kadınların yumurtaların sayısını arttırmak için özel bazı hormonal iğneler verilir.
Bu iğneler yumurtanın büyümesini sağlar.
Bazen bu ilaçlar çok fazla gelirse yumurtalıklar aşırı uyarılma hastalığı (OHSS) dediğimiz bir hastalık oluşur ve bunlar yumurtalıklarda aşırı büyüme, karında su toplama, karnın şişmesi ve gerginlik oluşur ve hasta bazen yoğun bakıma gidecek kadar ağır şekilde rahatsızlanabilir.
Son yıllardaki iğne teknolojisi sayesinde artık bu hastalıkları çok ender görüyoruz ve bunun oluşma şansı şu an %1‘lerin de altına inmiştir.
Hastalarımız iğne tedavileri esnasında kilo aldıklarını, şiştiklerini, karınlarının büyüdüğünü bir takım sıkıntılar duyduklarını söylerler ki bunların bir kısmı doğrudur ama bir kısmı da işlemin getirdiği sese bağlı ve iğneyle ilgisi olmayan şikâyetlerdir.

TÜP BEBEK İLAÇLARI NELERDİR ?


TÜP BEBEK İLAÇLARI KANSER YAPAR MI?


Bu bize çok sorulan bir sorudur.
Bildiğiniz gibi 1978 yılından beri tüp bebek yapılmaktadır ve şu an dünyada milyonlarca tüp bebek doğmuş bebek mevcuttur.
Bunu da denemiş yine milyonlarca kadın vardır.
Şu ana kadar ki bilgilerimize göre; tüp bebek tedavisi meme kanserini, rahim kanserini arttırmamaktadır, yumurtalık kanserine de etkisi yoktur.
Sadece bazı ağız yolu ile kullanılan ilaçların 12 denemeden daha fazla kullanıldığı durumlarda yumurtalığın ‘sınırda kanser' dediğimiz bir ara hastalığında biraz artış görülmüştür.
Bunun önlenmesi için eğer tüp bebek tedavisi başarısız olmuş bir kişi bu konuda ümidini kesmişse bir sene kadar doğum kontrol hapı verilir ve bu da bu sınırda kanser şansını yok eder.
Kişi gebe kalmışsa zaten gerek meme, gerek yumurtalık, gerek rahim kanseri geçirme şansı azalır çünkü bu kanserler hiç çocuk doğurmamış ve gebe kalmamış kişilerde daha sık rastlanır.
Dolayısıyla tüp bebek tedavileri özellikle başarıya ulaşırsa, kişileri bazı kanserlerin riskini azaltması açısından da faydalıdır.

 İLAÇSIZ TÜP BEBEK


 Bazı hastalarda aşırı uyarılma durumu dolayısıyla ilaçlar ya çok az verilmelidir veya ilaçsız tüp bebek denenebilir.
Özellikle polikistik yumurtalık dediğimiz hastalıklarda bu olay daha sık rastlanacağı için ilaç vermeden yumurtalıktaki mevcut küçük yumurtalar ham şekilde alınabilir, dışarıda olgunlaştırılıp döllendirilerek embriyolar hastaya nakledilebilir.
Buna ilaçsız tüp bebek diyoruz.
Çok özel bazı durumlarda faydalıdır ama genelde başarı şansı daha düşük olduğu için hiçbir zaman ilk tercih olamaz.
Yine bazı hastalarda değişik ilaç tedavilerine rağmen sadece bir veya iki tane yumurta gelişiyorsa ve bu kişiler normal adet görüyorlarsa, doğal adetlerindeki tek yumurtası ile hiç ilaç vermeden bu yumurta toplanıp, onunla da tüp bebek yapılabilir.

TÜP BEBEK NE KADAR ? KAÇ PARADIR ?

TÜP BEBEK NE KADAR ? KAÇ PARADIR ?


Tüp bebek maliyetli bir tedavidir çünkü bu konuda uzman doktorların yetişmesi çok zordur ve uzundur, uzman sayımız nispeten azdır. Aynı şekilde yumurta döllenme ve embriyo üzerine çalışan embriyologlarımızın da sayısı kısıtlıdır ve çok uzun ve zor bir eğitim sonrasında bu noktaya gelebilmişlerdir. Bir tüp bebekte yaklaşık 10 - 12 civarında kişinin uyumlu bir şekilde çalıştığını hatırlatmak isterim. Dolayısıyla baştaki ekip liderleri, doktorlar, embriyologlar, hemşireler, anestezistler, yardımcı personel gibi iş elemanlarının bu konuda katkısı vardır ve dolayısıyla tüp bebek tedavileri maliyetli olmaktadır.
Türkiye'de ortalama tüp bebek maliyetleri 5000- 6000 TL civarındadır. ( Bu fiyata ilaçlar dâhildir ). Değişik zamanlarda bu fiyatlarda indirimler söz konusudur. Özellikle ilaç fiyatlarında düşme oluşmuştur. Tüp bebek merkezi sayısı artmasından dolayı da rekabet sonucu fiyatlar düşme eğilimindedir. Bir süredir yaşadığımız ekonomik zorluklar nedeniyle de tüp bebek yapılan hasta sayısı azalmış ve maliyetler daha da ağır bir hale gelmiştir.


Tekrarlayan Gebelik Kayıpları


Tekrarlayan gebelik kaybı veya tıbbi literatürdeki ismiyle “Habituel abortus” veya eski Türkçe ile “Mükerrer düşükler” ; gebeliğin ilk üç ayında ard arda en az üç kez ortaya çıkan ve kendiliğinden olan düşüklere verilen addır.
Çiftlerin yaklaşık %2' sinde bu sorun vardır. Bu durumun tanı ve tedavisi üremeyle ilgilenen tıp dallarının en güç konularından birini oluşturur.
Düşük (abortus), gebeliğin en sık rastlanan komplikasyonudur. Aslında bazı aylarda kadınlar daha gebe olduklarını bile farkına varmadan, adet kanaması ile "sessiz düşük" yapabilir. Yani her döllenme, sağlıklı gebelikle sonuçlanmaz. Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece gebelik testleriyle anlaşılabilir. Biz buna “kimyasal gebelik” diyoruz.
Tekrarlayan Gebelik Kayıpları


Tekrarlayan Düşük Sebepleri / Düşük Yapmanın Sebebleri


1. Uterus (rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği
2. Endokrin (hormonal) bozukluklar
3. Enfeksiyonlar
4. Kromozomal bozukluklar
5. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi hastalıkları)
6. Çevresel ve diğer faktörler

Her birini ayrı ayrı ele almak gerekirse;

1) Uterus (Rahim) anatomik bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği 


Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Tedavisi genellikle cerrahidir. Üçüncü ayın sonunda rahim ağzına usulüne uygun şekilde dikiş konulabilir (McDonald ve Shirodkar ameliyatları).

Uterusun yapısal bozuklukları ise myomlar, rahim içi yapışıklıklar (adezyonlar), rahim içinde bir bölmenin olması (Uterin septum), çift rahim (Uterus didelfis) ve diğer şekil bozukluklarıdır. Tekrarlayan gebelik kaybı olanlarda bu bozuklukların sıklığı %10-15'tir. Bu bozukluklar; ya damarlanmayı kötü yönde etkileyerek ya da uterus boşluğunun boyutlarını küçültüp değiştirerek, fetusun yerleşeceği bölgeyi uygunsuz hale getirmektedir. Bu anormalliklerin cerrahi olarak düzeltilmesi düşük oranlarını azaltmaktadır.

2) Endokrin (hormonal) bozukluklar


En sıklıkla üç tür bozukluk tekrarlayan gebelik kaybı nedeni olarak akla gelmektedir. Bunlar;

1)Diyabet (şeker hastalığı)

2)Tiroid bezi hastalıkları
3)Bir adet düzeni problemi olan “korpus luteum yetmezliği” dir.
Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır.
Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir.
Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir. Adet düzeni ile ilgili problemlerin nasıl oluyor da düşüğe sebep olabildiğini daha iyi anlamak için normal fizyolojiyi anlatmakta fayda bulunmaktadır. Yumurtlama olup yumurta atıldıktan sonra yumurtalıklarda kalan kalıntısal yapıya “Korpus luteum” veya renginden dolayı “sarı cisimcik” adı verilir. Korpus luteum’un görevi, döllenme sonrası gebeliğin devamını sağlamak amacıyla progesteron hormonunu üretmektir. Progesteron hormonunun görevi ise, yeni oluşan bir gebeliğin vücut tarafından reddedilerek atılmasını engellemektir. Progesteron hormonunun salgılanma süresi, gebeliğin oluşmadığı durumlarda Korpus luteum’un ömrü kadar, yani 14 gün olmasına rağmen gebeliğin oluştuğu durumlarda 3 aya kadar devam ederek daha sonrasında yerini plasentaya devreder.Korpus luteum, gebelik oluşmasına rağmen daha kısa zaman içinde yaşlanır ve görevini plasentaya devredemeden yok olursa bu durumda “Korpus luteum yetmezliği” nden bahsedilir ve gebelik düşükle sonuçlanır. Korpus luteum yetmezliğinin tanısı rahim iç zarından alınan biopsi (Endometrial biyopsi) ile konur. Korpus luteum yetmezliğinin tedavisi ise eksikliğin ortaya çıkmaya başladığı dönemde progesteron hormonun ilaçlarla yerine konmasıdır. Bu tedaviye genellikle gebeliğin ilk üç ayında devam edilir.

3) Enfeksiyonlar

Virüs ve bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir. Listeria monocytogenes, Toksoplasma türleri, Mycoplasma hominis, Ureaplasma urealiticum bu mikroorganizmalardan en sık görülenlerdir. Ne var ki bunların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.

4) Kromozomal bozukluklar

Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5'inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Bu sıklık genel toplumdakinden belirgin bir şekilde yüksektir. Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aşikar hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.Düşük tekrarını öngörmede çiftlerde genetik inceleme yapılması yardımcı olabilmektedir. Edinilen bulgular genetik danışmanlıkta dayanak oluşturmaktır. Düşük materyalinin kromozomal analizi de tedavi yönteminin başarısızlığı araştırılırken yararlı olmaktadır.

5) Otoimmün hastalıklar (Bağışıklık sistemi hastalıkları)

1980'li yıllarda araştırmacılar anti-fosfolipid antikoru denen, vücutta normalden sapma sonucunda oluşan, savunma sisteminin düzenlenmesinde etkili olan fakat tam olarak tanımlanamayan bir faktörün uyarısıyla yapılan oluşumların tekrarlayan düşük nedeni olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu maddeler ile fetus ölümü arasında net ilişkiler saptanmıştır. Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır. Bu tür hastaların bebek sahibi olabilmeleri için steroid tedavisi, düşük doz aspirin tedavisi “antikoagulan (pıhtılaşma engelleyici)” denen heparin adlı bir maddeyle tedavisi gerekebilmektedir.

6) Çevresel ve diğer faktörler

Gebelik kaybı anne yaşıyla artmaktadır. 35 yaş üzeri kadınlarda genç kadınlara oranla normal gebelik ihtimali büyük ölçüde azalır. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda düşük riski %50'ye yaklaşır. Kadınlar bu riskler konusunda eğitilmelidir. Kadınların işe başlamasının düşük riskini artırmadığı İskandinav ülkelerindeki çalışmalarda gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaların çalıştıkları yerde gebeliği riske sokacak kimyasallarla karşılaşmadıklarından emin olmak gereklidir. Sigara ve alkol kullanımı düşük riskini artırmaktadır. Pasif sigara dumanının etkisi hakkında ise net bilgiler yoktur. Psikolojik faktörlerin incelenmesi zor olduğu için tekrarlayan düşük nedeni olup olmadıkları net değildir.
Tekrarlayan Gebelik Kaybı Olan Hastaların İzlemi
Düşük riski, düşük sayısı arttıkça artar. Üst üste 4 düşükten sonra tekrarlama riski %50'ye kadar yükselmektedir. Tekrarlayan gebelik kaybı olan hastayı ele alırken en önemli yaklaşım eğitim ve destektir.
Hastalar çoğunlukla herhangi bir bulgu olmasa da kaybın anne yaşıyla birlikte artacağı konusunda eğitilmeli, erken doğum ve dış gebelik gibi diğer gebelik komplikasyonlarının artmış riski altında olduklarını bilmelidirler. Sağlıklı bir gebeliğin zarar görmesinin zor olduğu ve normalde rahim kramplarının artmasına neden olan cinsel ilişki ve egzersiz gibi aktivitelerin sağlıklı bir gebeliği bozmayacağını söylemek yararlıdır. Genellikle 35 yaş altındaki kadınlarda üç düşükten, daha ileri yaştakilerdeyse iki düşükten sonra laboratuar çalışmaları yapılmalıdır. Bu laboratuar yükünü ve sağlık hizmetlerinin maliyetini belli oranda azaltmak içindir. Bununla birlikte bazen bir çift uzun bir zaman beklemek isterken bir başkası tüm araştırma programının ilk düşükten sonra uygulanmasını isteyebilir. Düşük yapan çiftler tam bir değerlendirme ile başarılı bir tedavi sonrasında gebe kalınca ilk üç ayda yoğun doktor desteğine ihtiyaç duyarlar.
Son yıllarda ortaya atılan “Trombofili” durumunda ise plasentaya giden kan akımı oluşan küçük tıkaçlar sayesinde düşmekte ve rahim içindeki bebek kaybedilmektedir. Bu durumun tespiti sonrası kanda pıhtılaşmayı önleyici bazı ilaçlar ve “metioninden fakir diyet” tavsiye edilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıpları ile karşılaşan aileler, bunun bir kader olmadığına inanmalıdır. Bu inançla ve sabırla doktoru ile işbirliği içinde gerekli önlemler alınmalıdır. Nedene yönelik tedavi sonrası, başarılı gebelik oranlarının çok yüksek olabileceği (%90) unutulmamalıdır. Yine, ultrasonografik olarak 8. gebelik haftasında kalp atımının saptanmasının düşük riski %3-5'elere düşmektedir.
Bütün araştırmalara karşın hastaların %50’sinde hiçbir faktör saptanamamaktadır. Bu hastalarda iki yol izlenebilir: Birincisi üç gebelik kaybından sonra %70 oranında doğuma kadar giden gebelik oluşabileceği göz önünde bulundurularak hastanın yeniden gebe kalmasının teşvik edilmesidir. İkinci yol ise hastanın tüp bebek uygulamasına alınması ve PGD yöntemi ile embriyoların genetiğine bakılarak sadece normal embriyoların rahim içerisine transfer edilmesidir. Ancak burada tartışılan sorunlar normal gebe kalabilen bir hastanın tüp bebek gibi zorlu ve stresli bir işleme tabi tutulması, hastanın gebe kalmasının garanti olmaması, gebe kalsa bile tekrar düşükle sonuçlanabilmesi ve işlemin ekonomik maliyetidir. Yapılan çalışmalarda tekrarlayan düşükleri olan hastalarda PGD uygulandığında devam eden gebelik oranının arttığı görülmüştür.
Hastanın tedavi yöntemine karar verirken unutulmaması gereken en önemli faktörler hastanın yaşı, düşük sayısı ve daha önce doğuma kadar giden gebeliğinin olup olmamasıdır


Kısırlık Sebebleri - Nedenleri Nelerdir ?

Kısırlık Sebebleri - Nedenleri Nelerdir ?

1.Yumurtlama bozuklukları;

Kadınlarda birçok faktör yumurtlamayı bozmaktadır. Bu kadınlarda yumurtlama ya hiç olmaz ya da seyrek olur. Her iki durumda da gebelik şansı azalmıştır. Normalde her ay bir, bazen de iki yumurta gelişir ve gelişimini tamamladıktan sonra çatlar. Buna yumurtlama denir. Yumurta gelişmesine rağmen çatlamazsa gebelik oluşamaz. Bu kadınlarda başlıca bulgu adet düzensizlikleridir. Yumurtlama bozukluğu başlıca dört ana grupta incelenebilir ;
· Birinci grup yumurtalıkları çalıştıran hormonlar eksiktir.

· İkinci grup. Bu gruptaki hastalar yumurtlama zorluğu çeken polikistik over sendromlu hastalardır. Seyrek adet görürler. Kanama süreleri değişkendir. Tüylenmede artış vardır. Ciltleri yağlıdır. Sivilceler artmıştır.
· Üçüncü grup Bu gurup hastaların yumurtaları vaktinden önce yaşlanarak tüketilmiştir. Yumurtalıkta yumurta kalmaz ve erkenden menopoza girerler. Bunlarda gebelik elde etmek son derece zordur.
· Dördüncü grup Süt hormonu denilen prolaktin fazla salgılanır. Bu fazlalık yumurtanın çatlamasını zorlaştırır. Yumurta çatlasa bile spermin yumurtayı döllemesi oldukça güçtür.

2.Tuba ile ilgili faktörler

Tubalar spermin yumurtayı bulabilmesi için rahim ve yumurtalık arasındaki köprülerdir. Sağda ve solda birer tane olmak üzere iki tanedir. Tek tüp kapalı olsa bile başka gebeliği engelleyici faktör yoksa açık olan tek tüpten gebelik oluşabilir. Tüplerin tıkanması geçirilen karın içi enfeksiyonları, karın zarı tüberkülozları, geçirilmiş ameliyatlardan olabilir. Bazen de hiçbir sebep bulunmaz.

3.Rahim içi yapışıklıklar;

Rahim içi gebeliğin yerleşebilmesi için sağlıklı olmalıdır. Buradaki enfeksiyonlar, geçirilmiş cerrahi işlemler yapışıklıklara yol açarak fertiliteyi olumsuz etkilerler. Ayrıca rahim içinden çıkan polip dediğimiz küçük et parçacıkları da infertilite ve düşük sebepleri arasındadır.

4.Rahim ağzı faktörü;

Rahim ağzı spermlere geçirgen olmalıdır. Buradan salınan mukus spermler için yol gösterici iplikciklere sahiptir. Mukustaki kalite bozukluğu bu fonksiyonunu yapmasına engel olur.

5.Endometriozis;

Endometriyozis konusu sitede ayrıntılı olarak işlenmiş olup infertilitenin önemli sebepleri arasındadır.

6. Bağışıklık sistemi ile ilgili nedenler;

Alerjik nedenler de kısırlık sebepleri arasındadır. Bazı kadınların vücut salgılarında bulunan sperm karşıtıantikorlar spermleri öldürebilir veya hareketlerini durdurabilir. Bu durumda sperm sayısı yeterli olsa ve yumurta da gelişmiş olsa bile gebelik oluşamaz. Tedavisi güçtür ancak mümkündür.

7. Nedeni açıklanamayan kısırlık;

Tüm bulgular normaldir. Şu an bilinen hiçbir tıbbi gerekçe ile izah edilemezler. Oranı % 8 kadardır. Tüm testler normaldir. Stres faktörlerin bilinmeyen bir yolla etkili olduğu tahmin edilmektedir. Bu gibi durumlarda tedavi yumurtlamanın uyarılması ve aşılama yapılması ile gebelik elde etmeye yöneliktir.

8. Kadının yaşı;

Kadının en çok gebelik şansının olduğu yaş 24 tür. 35 yaşın üzerinde gebelik elde etmek zorlaşmaktadır. 40 yaşından sonra her şey normal görünse bile gebelik şansı % 10 lara düşmektedir. Sebep yumurtanın döllenebilme kapasitesindeki düşüklüktür.


Yumurtlama Tedavisi


Yumurtlama Tedavisi


YUMURTLAMA TEDAVİSİ (Ovulasyon İndüksiyonu)


Yumurtlama ilaçları ile kadınların yaklaşık % 80'ninde yumurtlama sağlanabilir. Bunların da yaklaşık yarısı doğuma kadar ulaşabilir. Normalde bir kadında her adet döneminde (yani her siklusta) temel olarak hormonların yönettiği karmaşık bir olaylar zinciri yaşanır. Bu zincir aynı zamanda hassas bir zincirdir ve bir çok faktörün bir arada, uyum içinde çalışmasını gerektirir.
"Ovülasyon indüksiyonu (=yumurtlama tedavisi)", verilen ilaçlar ile yumurtlamanın uyarılmasını, yumurtlama sayısının arttırılmasını ve bu şekilde gebe kalma olasılığını yükseltmeyi amaçlayan yöntemleri içerir. Yumurtlamanın olmadığı veya düzensiz olduğu kadınlarda kullanılabildiği gibi infertilite nedeni açıklanamayan hastalarda veya erkeğe ait nedenlerle ortaya çıkan durumlarda da kullanılabilir.


Ovulasyon İndüksiyonu Nasıl Uygulanır?


Yumurtlama tedavileri ya da diğer adıyla ovulasyon indüksiyonunda kullanılan çok sayıda ilaç vardır. Temel amaç önceden problemli olan ovulasyonu sağlamak, ovulasyonu düzenlemek ve sayısal olarak yumurtaların artması ile de gebelik şansını yükseltmektir. Ancak gebelik için sadece yumurta sayısı değil yumurta kalitesi de önemlidir. Ovulasyon indüksiyonunda kullanılan ilaçlar; farklı dozlarda, farklı kombinasyonlarda diğer ilaçlarla birlikte ve değişen sürelerde kullanılır. Olgun yumurtalar elde etmek için birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır. Her hastanın kişisel özelliklerine göre değişik ilaç rejimleri kullanılır. Ancak, çoğu rejimler aşağıda adı geçen ilaç gruplarını içerir.


Yumurtlama Tedavisinde Kullanılan İlaçlar;


1) GnRH Analogları
Günlük veya tek doz yapılan enjeksiyonlar ile burun spreyi şeklinde uygulanan ilaçlardır.
Bu ilaçlar down regulation dediğimiz, hipofiz bezinin doğal olarak FSH ve LH üretimini kısarak, olgunlaşmakta olan folliküllerin erkenden bozulmalarını önlerler.

Yan etkileri arasında lokal cilt reaksiyonları (kızarıklık v.b.), baş ağrısı, sıcak basmaları ve ruh hali değişiklikleri sayılabilir. Tüm yan etkiler ilaç kesildikten bir süre sonra düzelir. Eğer bu ilaçları kullanırken adetiniz iki haftadan daha fazla gecikirse gebelik testi yaptırmanız gereklidir.
2) Menotropinler:
FSH ve LH hormonlarını beraber içerek günlük enjeksiyonlarla follikül gelişimini uyaran ilaçlardır. Avantajı follitropinlere göre daha ucuz olmasıdır.
3) Follitropinler:
 İçlerinde yalnızca FSH bulundurup çok ileri teknolojiler kullanılarak (DNA rekombinasyonu ile) üretilirler. Laboratuar ortamında doku kültürlerinde oluşturulurlar. Menotropinlere göre daha yeni ilaçlardır. Follitropinlerin her ampulerindeki ilaç dozları standarttır ve kısa iğnelerle cilt altı (subkutan), uzun iğnelerle kas içine (intramusküler) enjeksiyonla kullanılabilirler. Son derece etkili tedavi sağlamalarına rağmen dezavantajları pahalı olmalarıdır. Recombinant saf (pür) LH içeren cilt altına iğne yapma şeklinde uygulanan ve yumurtalık gelişimini sağlayan diğer bir follitropin grubuda mevcuttur.
4) hCG hormonu: 
Yumurtaları çatlatma amacıyla yumurta toplama işleminden 34-36 saat önce uygulanır. Bu hormonun etkisi büyümüş folliküller içerisindeki yumurtaları olgulaştırarak döllenmeye hazır hale getirmek ve aynı zamanda progesteron salgılanmasını başlatmaktır.
5) Doğal progesteronlar:
Yumurta toplanmasından sonra uygulanırlar. Alternatif olarak, günlük progesteron enjeksiyonları da kullanılabilir. Doğal progesteronların hepsinin amacı endometrium denen rahmin iç duvarını embriyoların yuvalanmasına hazırlamaktır. Bazen ek olarak hormonal destek olarak hCG enjeksiyonları da kullanılabilir. Görülebilen yan etkileri; göğüslerde hassasiyet, baş ağrısı, bulantı, sıvı tutulması, halsizlik, ruh halinde değişiklik, depresyon, vajinal kullanımda ise bunlara ek olarak vajinal kaşıntı ve irritasyondur. Eğer daha önceden damarda kan pıhtılaşması, emboli ya da tromboflebit yaşadıysanız doktorunuza bu konuyu tekrar hatırlatınız.
6) GnRH antagonistleri: 
Günümüzde GnRH analoglarının yerine kullanılmak üzere geliştirilen ilaçlardır. Ovulasyon indüksiyonu, kullanılan tedavi protokolüne göre değişebilen bazı takipleri gerektirir. Belirli adet günlerinde laboratuar tetkikleri ve düzenli follikül takibi (follikülometri) yapılır. Çünkü her kişinin ovulasyon indüksiyonuna verdiği yumurtlama yanıtı farklıdır. Bazen bir tedavi protokolü başlanır. Yumurtlama cevabı yeterince alınamaz. Bu durumda ilaç protokolü değiştirilerek tedaviye devam edilebilir. Bu nedenle tedavi protokolü, ilaç dozları ve kullanılacak yardımcı üreme tekniği kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazen aşırı cevap alınabilir ki bu duruma “Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS)" denir. OHSS’de durumun şiddetine göre tedavi gerektirebilen istenmeyen bir durumdur.

Rahimin Doğumsal Anomalileri


Rahimin Doğumsal Anomalileri


Embriyonik dönemde serviks (rahim ağzı) ve uterus (rahim) sağlı sollu yerleşmiş "müller kanallarının" orta hatta birleşmesinden ve kaynaşmasından meydana gelir. İlk birleşmede iç duvarlar orta hatta ince bir bölme oluşturur. Kaynaşma ilerledikçe bu bölme serviksten uterusa doğru (aşağıdan yukarı) incelerek kaybolur. Rahimdeki anomalilerin bir kısmı bu birleşmenin hiç olmaması ya da birleşme ve kaynaşmanın yetersiz olmasından kaynaklanan doğumsal anatomik bozukluklardır.
Anomali olarak çift rahim, çift serviks ya da çift vajina görülebilir.
Daha nadir olarak, rahmin, vajinanın gelişmemesi (vajinal agenezi) söz konusu olabilir.
Rahim içinde veya vajinada bölmeler (perdeler) de görülebilir (ör; uterus didelfis, uterin septum, vajinal septum gibi). Bu bölme veya perdeler tam veya kısmi olabileceği gibi enine veya boyuna da olabilir.
Rahimin çift boynuzlu görünümü (uterus bikornis), tek boynuzlu şekli (uterus unikornis), rudimenter( gelişmemiş) boynuz görülebilir.

Bazı uterus (rahim) anormallikleri hafif ise hiç belirti vermeyebilir. Bazı durumlarda ise gebelik oluşumuna engel teşkil edecek düzeyde anomali şiddetli olabilir.


Uterin anomaliler nelere sebep olabilir?


Hamile kalamama (kısırlık, infertilite)
Hamile kalıpta düşük yapma (abortus)
Tekrarlayan gebelik kayıpları
Erken doğum
Amniyon suyunun erken gelmesi (EMR,erken membran rüptürü)
Bebeğin doğumda baş ile değilde makad veya yan olarak gelmesi (prezentasyon anomalileri)Intrauterin exitus (bebeğin rahim içinde ölümü) gibi pek çok komplikasyonlara neden olabilir.
Tekrarlayan erken gebelik kayıpları da uterus anomalilerin bulgusudur.

Ancak doğuştan rahmin bu tür anatomik problemleri olsa dahi rahim içi hacmi bebeğin normal gelişimi için yeterli olan kadınlarda doğuma kadar hiç bir problem çıkmayabilir.
Vajinanın hiç olmadığı durumlarda tedavi bölgedeki dokularda bir kanal açılarak bir vajina yapılmasıdır.
Doğurganlığın etkilendiği durumlarda metroplasti (uterusun şeklinin ameliyatla düzeltilmesi) operasyonu gerekir. Septum (bölme) varlığında, histeroskopi ile rezeksiyonu (çıkartılması) en etkili tedavidir.


İnfertilite (Kısırlık) Nedir ve Sebebleri Nelerdir ?

Normal doğurgan çiftlerde, normal sıklıkta cinsel ilişki durumunda aylık gebe kalma oranı % 25’dir. Bu oran 1 yıl sonunda % 85, 2 yıl sonunda ise % 90 civarındadır.
İnfertilite (Kısırlık) Nedir ve Sebebleri Nelerdir ?

Gebelik nasıl oluşur?
Gebeliğin oluşması için; yumurtalıktan atılan sağlıklı bir yumurtanın, erkek tohum hücresi (sperm = meni) ile birleşmesi gerekir. Döllenme (fertilizasyon) olarak adlandırılan bu olay kadının tüplerinde meydana gelir ve döllenmiş yumurta (embriyo) rahim boşluğuna yerleşerek gebelik meydana getirir.
Yani gebeliğin oluşumu için; sağlıklı yumurta hücresi, sağlıklı sperm hücresi, açık ve sağlıklı en az bir tüp ve döllenmiş yumurtanın yerleşebileceği normal bir rahim boşluğu bulunması gerekir.


Kısırlık Nedir ?

Herhangi bir doğum kontrolü yöntemi uygulamaksızın, 1 yıl süreyle, düzenli ilişkiye rağmen gebe kalamama durumudur. Kısırlık problemi olan ailelerin yaklaşık %30’unda erkekte, %30’unda kadında ve %30’unda ise hem erkekte hem de kadında problem vardır. Ailelerin %10’unda ise yapılan birinci basamak testler ile gebeliğe engel olan herhangi bir problem tesbit edilememektedir ve bu grup “açıklanamayan kısırlık” olarak adlandırılmaktadır.


Kısırlık nedenleri:

I- Erkeğe ait nedenler
Erkeğin ilk değerlendirmesi son derece basit bir yöntem olan semen analizi (spermiogram) olarak adlandırılan yöntem ile yapılır. Semen analizi öncesinde erkeğin 3-5 günlük bir cinsel perhiz yapması gerekmektedir. Örnek verileceği gün ayakabı boyası, parfüm, tiner gibi uçucu maddeler ile temas edilmemesi gerekmektedir. Semen örneği mümkün ise laboratuvarda herhangi bir kayganlaştırıcı kullanmadan masturbasyonla verilmelidir. Eğer evde verilecek ise mutlaka 1 saat içinde laboratuara ulaştırılmalıdır. Spermeleri öldürmeyen özel kondomlar kullanılarak cinsel ilişki ile de verilebilir. Bu kondomlar androloji laboratuarından temin edilebilir.
Semene (meni) ait nedenler:
Semen anormallikleri genellikle yumurtalıkta (testis) sperm üretiminde problem nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Üretimdeki sorunun sebebi genellikle bilinmemekle beraber, kalıtsal veya hormonal bozukluklar, geçirilmiş enfeksiyonlar, aşırı sigara ve alkol tüketimi, stres, bazı ilaçlar, kimyasal maddeler, radyasyon ve radyoterapi sebebiyle de olabilir.
Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre semen analizinin normal olarak kabul edilebilmesi için hacminin (miktarının) en az 2 mililitre, sperm sayısının mililitrede en az 20 milyon olması ve spermlerin en az %50’sinin hareketli ve en az %70’inin şeklinin normal olması gerekir.
Şekil bozukluğu açısından daha detaylı bir inceleme olan ve özel boyama yöntemi ile yapılan Kruger testinde %14 ve üstü normal olarak değerlendirilir.
Semen analizinde tesbit edilebilecek anormallikler nelerdir?
Semende hiç sperm bulunmaması
Semende hücre sayınsın az olması (mililitrede 20 milyondan az)
Sperm hareketliliğinde azalma
Normal şekilli sperm sayısının az olması
Semenin taşınmasındaki sorunlar:
Testislerde sperm üretiminin normal olmasına rağmen, spermin taşınmasını sağlayan kanalların doğuştan veya sonradan geçirilen bir hastalık nedeniyle tıkalı olması da gebeliğin oluşununu engeller. Varikosel olarak adlandırılan damar genişlemesi (testislerden kirli kanı taşıyan toplar damarların genişlemesi ve kirli kanın testislerin yanında birikmesi) , testislerin sıcaklığını arttırarak sperm üretimi ve hareketi üzerine olumsuz etki eder. Bu durum cerrahi olarak düzeltilebilir ancak operasyona rağmen sperm fonksiyonlarında düzelme olmayabilir.
Cinsel ilişki ile ilgili problemler
II- Kadına ait nedenler:
Rahim ağzı kaynalı kısırlık (servikal faktör):
Cinsel ilişki sırasında sperm hücreleri rahim ağzının önüne dökülür ve hareketleri ile doğum kanalını geçerek rahime ulaşır. Rahim ağzı salgısı, yalnızca yumurtlama döneminde spermlerin serbestçe geçişine izin verir. Yumurtlama dönemi dışında hormonal etkiler nedeniyle rahim ağzı salgısının yapısı ve kıvamı sperm geçişine izin vermez. Bazı kadınlarda ise rahim ağzı salgısı içinde sperme karşı antikor denilen bağışıklık sisteminin oluşturduğu maddeler bulunabilir ve yumurtlama döneminde bile sperm hücre fonksiyonlarını bozarak rahime ulaşmasına engel olarak infertiliteye sebep olabilir. Rahim ağzı kaynakli kısırlık düşünülen hastalarda rahim içi aşılama (intrauterin inseminasyon= IUI) uygulanabilir.
Rahim kaynaklı kısırlık (uterin faktör):
Rahim içinde gebeliğin yerleşip büyüyeceği boşluğun anormallikleri de gebelik için engel oluşturabilir. Rahim filmi (Histerosalpingografi=HSG) rahim içini ve tüpleri (fallop kanallarını) değerlendirmek için kullanılan birinci basamak testtir.
Rahim filmi nasıl çekilir?
Histeroskopi rahim içi boşluğun optik bir aletle incelenmesi işlemidir.
Tüp (fallop tüpü) kaynaklı kısırlık (tubal faktör):
Gebeliğin oluşumu için en az bir fallop tüpünün sağlıklı ve açık olması gereklidir. Fallop tüpleri yumurtayı yakalayıp tüp içine almasını ve döllenme sonrası döllenmiş yumurtanın rahim içine taşınmasını sağlayan çok hassas ve detaylı bir yapıya sahiptir. Bu yapının bozulması yumurtanın taşınmasını ve döllenme olayını engelleyebilir.
Fallop tüpüne ulaşan genital enfeksiyonlar, diğer karın içi organlardan kaynaklanan enfeksiyonlar (ör. Apandisit) veya tüpte yerleşmiş dış gebelik gibi olaylar tüplerde hasara neden olabilir. Kısır hastaların yaklaşık üçte birinde kısırlığın sebebinin tubal hasar olduğu tesbit edilmektedir. Tüplerin yapısını değerlendirmek için rahim filmi (HSG) ve/veya laparoskopi (optik bir aletle, karın açılmadan yumurtalıklar, tüpler ve rahimin değerlendirildiği ameliyat şekli) yapılabilir. Her iki tüpün hasarlı ve fonksiyon göremez durumda olduğu hastalarda tüp bebek (İn-vitro Fertilizasyon=IVF) ile gebelik elde edilebilir.
Yumurtlama problemlerinden kaynaklı kısırlık (ovulatuar faktör):
Tüm kısır kadınların yaklaşık ¼’ünde, kısırlık nedeni düzensiz veya anormal yumurtlamadır. Kadının adet düzeni yumurtalıklarının durumu hakkında fikir verebilir.
Basal vücut ısısı takibi, idrarda luteinize edici hormon (LH) ve kanda progesteron hormonu tesbiti, rahim içi adet tabakasının incelenmesi (endometrial biopsi) ve ultrasonografi ile yumurtlamanın takibi gibi yöntemler ile hastanın yumurtlamasının olup olmadığı tesbit edilebilir.
* Bazal vücut ısısı takibi, kolay uygulanabilen, basit ve ucuz bir yöntemdir. Yumurtlama sonrasında (beklenen adetten 12-16 gün önce) salgılanan progesteron hormonu, rahim içi tabakayı döllenmiş yumurtanın tutunup yerleşmesi için uygun hale getirir. Yumurtlama sonrasında salgılanan progesteron hormonuna bağlı olarak adet döneminin ortasına rastlayan dönemde vücut ısısı yaklaşık 1 derece yükselir. Yumurtlama olmaz ise vücut ısısında artış olmaz.
Bazal vücut ısısı takibi nasıl yapılır?
Kadın her gün uyandıktan sonra, yataktan kalkmadan, ağızdan vücut ısısını ölçerek adet gününe göre kaydeder. Vücut ısısında artışa sebep olan diğer durumlarda (ör. Gripal enfeksiyon) gibi durumlarda bu değerlendirme yanıltıcı olabilir.
* İdrarda luteinize edici hormon (LH) takibi: bu amaçla özel idrar çubukları kallanılır.
* Rahimin iç tabakasından alınan biopsi: Beklenen adet tarihinden 1- 3 gün önce rahim içi adet tabakasından alınan (endometrial) biopsiler yumurtlamanın olup olmadığı konusunda fikir verir ancak günümüzde hormon testleri bu yöntemin yerini almıştır.
*Yumurtlamanın ultrasonografi ile takibi: Ultrasonogarfi ile follikül (yumurtanın içinde geliştiği küçük kistler) takibi ile değerlendirilir.


Yumurtlama problemi olan kadınlarda, yumurta gelişimi için kullanılan hormon ilaçları ile hastaların%80’inde yumrutlama sağlanabilir. Gebeliğe engel başka bir durum yok ise başarılı 6 yumurtlama tedavisi ile hastalrın yarısı gebe kalabilir.
Karın zarı kaynaklı kısırlık (peritoneal faktör)
Geçirilmiş ameliyatlar, iç organ enfeksiyonları ve endometriozis karın duvarını ve iç organları saran zar tabakasında (periton) yapışıklıklara (adezyon) sebep olarak yumurtaların fallop tüplerine veya tüpten rahime ulaşmasını engelleyebilir.
Endometriozis, normalde sadece rahim içide bulunan adet tabakasının rahim dışında bulunması ile ortaya çıkar ve adet kanaması dönemlerinde bu bölgelerde de kanama olduğu için şiddetli ağrı ve bu kanamanın sebep olduğu hasar nedeniyle zaman zaman kasık ağrısı ve cinsel ilişki sırasında ağrı oluşabilir. Endometrium dokusunun yumurtalıkta kist oluşturduğu hastalarda kist içine kanama sonucunda biriken kan zamanla çikolataya benzer hal alır ve bu “çikolata kisti”olarak adlandırılır. Bu kistler belli büyüklüğe ulaştığında laparaskopi ile çıkarılır. Bu hastalık ayrıca karın içinde yapışıklıklar oluşturabildiği gibi normal yumurtalık dokusuna da zarar verir ve infertiliteye sebep olabilir.
Açıklanamayan kısırlık (unexplained infertilite):
İnfertil çiftlerin %10 kadarında tüm tetkikler normal olmasına rağmen gebelik oluşmamasıdır. Bu çiftlerde gebeliği sağlamak amacıyla yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ve rahim içi aşılama (IUI) kullanılır. Bu tedaviler ile 3-6 adet döneminde gebelik elde edilememesi durumunda tüp bebek yöntemi uygulaması önerilir